Görsel: Gezdiren için yapay zekâ ile üretilmiş temsili editoryal çalışma.
17 Ağustos yaklaşınca İstanbul’un dili değişiyor. Televizyonlarda eski görüntüler, sosyal medyada kayıp listeleri, gazetelerde aynı gecenin saatini hatırlatan cümleler beliriyor. Şehrin hafızası bir günlüğüne aynı masaya oturuyor. Bu ortak hatırlama gerekli; çünkü deprem, üzerinden yıllar geçince yalnız jeolojik bir tehlike olarak kalmıyor, ailelerin ve kurumların neyi unuttuğunu da gösteriyor.
Fakat anma günlerinin bir sınırı var: Dikkati topluyorlar, hazırlığın kendisini sürdüremiyorlar. 17 Ağustos’un İstanbul için anlamı, yılda bir kez aynı görüntülere bakmakla tamamlanmıyor. Bina hakkında bilgi, ailelerin buluşma planı, apartmanın ortak kararı, iletişim kanalı, toplanma alanına erişim ve kamu kurumlarının birlikte çalışması aynı işin parçaları. Bu başlıkların her biri zaman içinde yeniden kontrol istiyor.
AFAD’ın deprem öncesi önerileri bu yüzden evin içine kadar iner. Yapının dayanıklılığının artırılması, devrilebilecek eşyaların sabitlenmesi, çıkış yollarının açık tutulması ve aile afet planının altı ayda bir gözden geçirilmesi istenir. Bu liste ilk bakışta kişisel görevler toplamı gibi durabilir. Oysa liste, deprem hazırlığının neden bir defalık kampanya olamayacağını anlatıyor: Ev değişiyor, eşya değişiyor, çocuk büyüyor, yaşlı bir yakının hareket kapasitesi değişiyor. Plan da bunlarla birlikte yenilenmek zorunda.
İstanbul’un ölçeği kişisel hazırlığı hemen kurumsal bir soruya çeviriyor. Bir binanın güvenliği, o binada yaşayanların iyi niyetinden ibaret değil. Yapının incelenmesi, güçlendirme kararının alınması, maliyetin paylaşılması ve resmi süreçlerin işletilmesi gerekiyor. İSMEP’in yapısal güçlendirme ile acil durum kapasitesini aynı proje içinde ele almasının nedeni bu. Bu iki işten biri eksik kaldığında, ailelerin yaptığı hazırlık binanın taşıdığı riski ortadan kaldırmıyor.
AKOM’un kuruluş hikâyesi de başka bir ayrıntıyı gösteriyor. 1999 depreminden sonra İstanbul’da afet yönetimi için kurumlar arası iş bölümü kuruldu; sonraki yıllarda yapı genişledi ve afet öncesi hazırlık, müdahale ve iyileştirme süreçlerini birlikte yönetme arayışı sürdü. Haberleşme, ulaşım, sağlık, arama-kurtarma ve yerel bilgi aynı plan içinde çalışmadığında kurumlar kendi görevlerini yerine getirse bile müdahale yavaşlayabilir. Bu nedenle kurumların normal zamanda kurduğu iş bölümü, deprem günündeki ilk saatleri doğrudan etkiler.
İBB’nin deprem senaryolarında binalar, yollar, içme suyu, atık su ve doğal gaz noktaları birlikte düşünülüyor. Bu, depremi yalnızca “evimiz yıkılır mı?” sorusuna indirmemek gerektiğini hatırlatıyor. Ev ayakta kalsa bile yol kapanabilir, iletişim kesilebilir, suya erişim zorlaşabilir. Hazırlık fikrinin asıl zor tarafı burada başlıyor: İnsan kendi kapısının önünü düşünürken şehrin birbirine bağlı sistemlerini de hesaba katmak zorunda.
Yıldönümleri bu zor düşünceyi başlatmak için güçlü. Fakat dikkatin takvime bağlı kalması, hazırlığı da takvimlik bir göreve dönüştürüyor. 17 Ağustos’ta afet çantasını hatırlayıp 18 Ağustos’ta apartmanın ortak kararını ertelemek, hafızayı davranışa çevirmeyen bir döngü yaratıyor. Anmanın işi, korkuyu büyütmek değil, takip edilebilir sorular sormak olabilir: Binamızla ilgili hangi bilgi eksik? Aile planı ne zaman güncellendi? Mahalledeki toplanma alanına hangi yoldan ulaşacağız? Bu soruların cevapları, hangi hazırlık işinin sırada olduğunu gösterir.
İstanbul’un deprem hazırlığı yıldönümünde konuşulur. Sonrasında bina bilgisi, aile planı ve kurumların hazırlık kayıtları yeniden kontrol edilirse konuşma bir işe dönüşür.