İstanbul'da bir iş ilanına başvurmak bazen iş aramaktan çok, günün parçalarını birbirine ekleme işi. Telefonun şarjı, ulaşım parası, görüşme saatine yetişmek, istenen deneyimi bir cümlede anlatmak ve cevapsız bırakılmayı kişisel bir kusur gibi taşımak… İş arayan, başvuru yaparken bu küçük hesapların her birini ayrıca yapmak zorunda kalıyor.
TÜİK'in Mayıs 2026 verisinde mevsim etkisinden arındırılmış işsizlik oranı yüzde 8,2 olarak açıklandı. Bu oran tek başına önemli; ama işgücü piyasasının bütün yükünü taşımıyor. Aynı bültende atıl işgücü oranı yüzde 31. Yani çalışmak isteyen, daha çok çalışmaya hazır olan veya iş aradığı halde ölçümün farklı kümelerinde kalan insanların toplamı, manşetlik işsizlik oranından çok daha geniş bir alanı gösteriyor.
Bir sayıyı küçümsemek için başka bir sayı kullanmıyorum. Mesele, hangi sayının hangi hayatı anlattığını bilmek. İşsiz görünen kişiyle umudunu kaybedip aramayı seyrekleştiren kişinin günü aynı geçmiyor. Haftada birkaç saat çalışanla tam zamanlı bir iş arayanın geçim hesabı da aynı değil. İstatistik bunları ayırarak daha dürüst bir fotoğraf çeker; gündelik hayat ise bu ayrımları aynı kira gününde bir araya getirir.
İş bulmakla işe ulaşmak aynı şey değil
İstanbul'da iş ilanının adresi, işin kendisi kadar belirleyici olabiliyor. Bir görüşmeye gitmek için iki araç değiştiren, vardiya saatini kaçırmamak için evden karanlıkta çıkan ya da kısa süreli işin ilk haftasında yol parasını avans gibi harcayan kişi, yalnızca niteliklerini yarıştırmıyor. Zamanını, bedenini ve cebindeki son payı da ortaya koyuyor.
İBB'nin İş ve İstihdam Ofisleri gibi danışmanlık ve yönlendirme hizmetleri bu yüzden değerli. İnsanların ilanlara erişmesini, özgeçmiş hazırlamasını ve uygun işe yönelmesini kolaylaştırıyor. Fakat danışmanlık, işin niteliği ve işe gidiş maliyetiyle tamamlanmadığında tek başına yeterli olmuyor. İlanın adresi, ücreti ve vardiyası kişinin ulaşım süresiyle ve evdeki sorumluluklarıyla uyuşmuyorsa başvuru kolaylığı kalıcı bir işe dönüşmeyebiliyor.
Gençlerde işsizlik oranının yüzde 14,8, genç kadınlarda yüzde 21,8 olarak açıklanması da bu hayat farkını hatırlatıyor. Genç bir kadının iş ararken bakım sorumluluğu, güvenli ulaşım ihtiyacı veya gece vardiyası sınırı olabilir. Bunları söylemek onu işe daha az hazır göstermek için kullanıldığında sorun kişinin koşulunda değil, işin tasarımındadır. Gece vardiyası, bakım sorumluluğu ve güvenli ulaşım birlikte düşünülmediğinde işverenin istediği esneklik çalışanın omzunda kalıyor.
Burada iş arayanı romantikleştirmeye de gerek yok. Her iş ilanı kötü değil, her işveren de duyarsız değil. İnsanların beceri kazanması, görüşmeye hazırlanması ve gerektiğinde yön değiştirmesi elbette önemli. Ama bütün sorumluluğu bireyin dayanıklılığına yıkmak, işgücü piyasasının kusurlarını görünmez kılıyor. İş arama süresi uzadıkça görüşmelere hazırlanmak, cevap beklemek ve her yeni ilana yeniden başvurmak zorlaşıyor. Bu yorgunluk bazen işe alım sırasında kişinin isteksizliği gibi değerlendiriliyor.
Yüzdeyi hayata çevirmek
Atıl işgücü oranı yüzde 31'e çıktığında konuşulması gereken yalnızca ekonomi yönetiminin hedefleri değil. Belediyenin iş ofislerinden meslek kurslarına, toplu taşımadan kreş imkanına kadar birbirine değen bir hizmet zinciri var. İşe girmek için gereken yol, görüşme, bakım ve eğitim maliyetleri ayrı kurumların dosyalarında kalırsa vatandaş bunların faturasını tek başına öder.
Bence iyi bir istihdam politikası, insanı herhangi bir işe yerleştirmeyi başarı sayamaz. İşin ücretini, süresini, ulaşımını ve devam edilebilirliğini de hesaba katmak zorunda. Aksi halde işe yerleşen kişi, birkaç ay sonra yeniden başvuru yapmaya başlayabilir. Kısa süreli ve düşük ücretli iş, yol ve bakım masraflarını karşılamadığında hane bütçesinde kalıcı bir rahatlama yaratmıyor.
İşsizlik verisine bakarken bir insanın iş bulamamasını hemen karakterine bağlamamak gerekiyor. Ulaşım, bakım, ücret ve çalışma saatleri birlikte düşünülmediğinde, çalışmaya hazır kişiler için başvuru süreci uzuyor ve işe devam etmek güçleşiyor.