Gazze dosyasında diplomasi ile iktidar siyaseti aynı masada durmuyor.
ABD Başkanı Donald Trump’ın Gazze planını ilerletmek için Jared Kushner’ı Hamas liderleriyle görüştürmesi, dosyada yeni bir diplomatik kanalın açıldığını gösteriyor. Görüşmeye ilişkin haberlerde Hamas’ın silahsızlanma ve Gazze’nin gelecekteki yönetiminde rol almama taahhüdünü yeniden dile getirdiği aktarılıyor. Bu, tek başına bir anlaşma değildir. Fakat diplomasi açısından önemli bir eşiktir: Silahın bırakılması, yönetimden çekilme ve İsrail’in çekilmesi aynı takvime bağlanmadan hiçbir tarafın verdiği söz güvenceye dönüşmeyecek.
Tam bu sırada İsrail Ulusal Güvenlik Bakanı Itamar Ben-Gvir’in Gazze’de her gece onlarca kişinin öldürülmesini savunan sözleri ortaya çıktı. Bu sözler yalnızca sert bir koalisyon ortağının çıkışı olarak okunamaz. İsrail hükümetinin içinde savaşın nasıl bitirileceğine dair iki ayrı siyasi mantık bulunduğunu gösterir. Birinci mantık, ateşkesi korumak, Hamas’ı silahsızlandırmak ve Gazze’de başka bir yönetim kurmak için arabulucuların denetlediği bir geçiş arıyor. İkinci mantık ise şiddetin sürmesini, güvenliğin ancak daha ağır askerî baskıyla sağlanabileceğini ve geri adımın siyasi teslimiyet sayılacağını savunuyor.
Bu ayrım, Washington’ın karşısındaki asıl sorunu da büyütüyor. Hamas’ın silahsızlanmayı kabul ettiğini söylemesi, sahadaki silahlı yapıların komuta, silah ve yerel otorite meselelerini çözmez. İsrail’in geri çekilme konusunda takvim ve güvenlik şartı istemesi de şaşırtıcı değildir. Ancak her şartın bir sonraki şartı doğurduğu bir düzende diplomasi, uygulama planı olmaktan çıkar ve tarafların birbirini oyaladığı bir metne dönüşür. Gazze’de sorun artık kimin hangi cümleyi kurduğu değil, verilen sözün hangi denetim mekanizmasıyla ölçüleceğidir.
Trump yönetiminin planı bu yüzden üç kilit noktaya dayanıyor: silahsızlanmanın doğrulanması, İsrail’in kademeli çekilmesi ve geçici sivil yönetimin gerçekten hizmet üretebilmesi. Birinci halka kurulmadan ikinci halka başlamaz; ikinci halka başlamadan üçüncü halka meşruiyet kazanmaz. Silahların bırakılması yalnızca kameralar önünde yapılan bir açıklama olamaz. Envanter, teslim, imha ve ihlal prosedürü gerekir. İsrail’in çekilmesi de belirsiz bir gelecek vaadi olarak kalırsa Gazze’deki herhangi bir yönetim, güvenlik yetkisi olmayan bir idareye dönüşür.
Burada Mısır, Katar ve Türkiye’nin rolü belirleyici hale geliyor. Bu ülkeler yalnızca mesaj taşıyan arabulucular değil, geçişin lojistik ve siyasi garantörleri olmak zorunda. Türkiye açısından mesele, Gazze’deki yönetim tartışmasına bir aktör daha eklemek değildir. Ankara’nın asıl sınavı, insani yardım, yeniden inşa ve güvenlik zincirinin aynı plan içinde tutulmasını sağlayacak bölgesel kapasiteyi masaya koyabilmesidir. Aksi halde diplomatik ağırlık, sahada karşılığı olmayan açıklamalara sıkışır.
İsrail içindeki savaş yanlısı siyaset de planın zayıf noktasıdır. Ben-Gvir’in sözleri, koalisyon içindeki bir aktörün ateşkesin siyasi maliyetini Netanyahu hükümetine hatırlatmasıdır. Bu aktörler için savaşın bitmesi Hamas’ın etkisini azaltmak kadar, kendi iktidar gerekçelerini de zayıflatır. Bu nedenle diplomatik ilerleme sağlandıkça içeride daha sert bir dil duyulması tesadüf değildir. Koalisyonun devamı ile Gazze’deki geçiş planının devamı aynı siyasi takvime bağlı değildir.
Hamas açısından da tablo rahat değildir. Silahsızlanma sözü, yönetimden çekilme ve yerel ağları koruma çabası arasında sürekli bir gerilim yaratır. Örgüt bu adımı atarsa askerî gücünü kaybeder; atmazsa Gazze’nin yeniden inşası ve uluslararası yönetim planı önünde engel olarak kalır. Fakat silahların bırakılması karşılığında siyasi güvence ve İsrail’in çekilmesi görünür hale gelmezse Hamas’ın bu bedeli ödemesi de zorlaşır.
Gazze’de diplomasi bu nedenle bir iyi niyet yarışması değildir. Her aktör kendi tabanına farklı bir hikâye anlatırken aynı anda uygulanabilir bir geçiş düzeni kurmak zorundadır. ABD’nin özel temsilcilerle açtığı kanal önemlidir; fakat kanalın açık kalması, içeride savaştan siyasi kazanç sağlayan aktörlerin etkisini azaltmaya bağlıdır. Sözlerin denetime, denetimin çekilmeye, çekilmenin de sivil yönetime bağlanmadığı bir plan yeniden savaşın bekleme odasına dönüşür.
Gazze’nin geleceğini belirleyecek olan, en yüksek sesle konuşan tarafın cümlesi değil, silahın yönetimden ayrıldığı ilk günün nasıl güvenceye alındığıdır.