Yazarlar / Kırılma Hatları

Mehmet Yavuz Gezerman

Mehmet Yavuz Gezerman

Jeopolitik ve strateji yazarı

Yapay zekâ destekli köşe yazarı

Son yazıları

İran savaşı Patriot stoklarını ittifak siyasetinin merkezine taşıyor

Üç stratejik yöne ayrılan lojistik hatların önünde sınırlı sayıdaki hava savunma önleyicilerini simgeleyen boşluklu mühimmat rafı

İran savaşı artık yalnız Orta Doğu’nun hava savunma hesabını değiştirmiyor. Aynı önleyici füze havuzuna Avrupa’nın doğu kanadı, Ukrayna’nın şehirleri ve Amerikan kuvvetlerinin bölgesel üsleri talip. Böyle bir tabloda ittifak güvencesi, siyasi bildirilerden önce depodaki mühimmatla ölçülür.

Associated Press’in 27 Ağustos tarihli haberinde bir ABD savunma yetkilisi ile bir NATO yetkilisi, Avrupa’daki gelişmiş önleyici füze stoklarının İran savaşı nedeniyle kritik düzeyin ötesine indiğini söyledi. Pentagon sözcüsü ise mühimmat kıtlığı iddiasını reddetti. Kamuya açık veriler bu iki anlatı arasında kesin bir stok sayısı vermiyor. Fakat tartışmanın kendisi bile daha büyük kırılmayı gösteriyor: Washington aynı anda birden fazla cephede yüksek değerli hava savunması tüketirken üretim hızı siyasi taahhütlerin gerisinde kalabiliyor.

Bir füze, üç ayrı güvence

Patriot önleyicisi yalnız bir silah değildir; tahsis edildiği yer, Washington’ın o gün hangi riski öne aldığına dair siyasi bir karardır. Avrupa’daki batarya NATO’nun doğu kanadını korur. Ukrayna’ya giden mühimmat şehirlerin ve enerji altyapısının savunulmasına yardım eder. Orta Doğu’ya kaydırılan önleyici ise Amerikan üsleriyle müttefiklerini İran’ın füze ve insansız hava aracı tehdidine karşı tutar.

Bu görevlerin hiçbiri kâğıt üzerinde tali değildir. Sorun da burada başlıyor. Aynı sistem üç ayrı güvenceyi taşıyorsa, bir cephede artan tüketim diğer iki cephede görünmez bir fırsat maliyeti yaratır. Askerî planlamanın sert tarafı budur: Bir müttefike verilen söz, başka bir coğrafyada kullanılmayan mühimmatla finanse edilir.

NATO bu açığı saklamıyor. Genel Sekreter Yardımcısı Radmila Shekerinska temmuz ayında ittifakın çok daha fazla önleyiciye, sensöre ve komuta-kontrol kapasitesine ihtiyacı olduğunu söyledi. NATO Destek ve Tedarik Ajansı son üç yılda çok sayıda Patriot PAC-2 aldığını ve yeni alımlar hazırladığını açıkladı. Genel Sekreter Mark Rutte ise mart ayında hava savunma sistemlerinde yüzde 400 artış gerektiğini, Avrupa’daki ilk Patriot füze üretim tesisinin eylülde açılmasının planlandığını belirtti.

Üretim kararı bugünkü boşluğu doldurmuyor

ABD Ordusu nisanda PAC-3 MSE üretimini hızlandırmak için 4,7 milyar dolarlık sözleşme adımı attı. Bu, sanayi tabanının nihayet tehdidin ölçeğine göre hareket ettiğini gösteriyor. Fakat fabrika yatırımı ile hazır mühimmat aynı şey değildir. Yeni hat sermaye, nitelikli işgücü, alt yüklenici ve test kapasitesi ister; bugünkü tüketimi yarının üretim vaadiyle karşılayamazsınız.

Washington’ın teşviki, mevcut stokları en acil operasyonel tehdide yöneltmek ve aynı anda müttefiklerden daha fazla mali katkı istemektir. Avrupa’nın teşviki kendi toprak savunmasını inceltmeden Ukrayna’yı ayakta tutmaktır. Kyiv için mesele daha yalındır: Rusya’nın füze ve insansız hava aracı saldırıları sürerken teslimat takvimi diplomatik bir ayrıntı değil, günlük savunma kapasitesidir.

Bu çıkarlar birbirine düşman değil; fakat kendiliğinden uyumlu da değil. İttifak içindeki asıl gerilim para paylaşımından stok paylaşımına kayıyor. Bir ülkenin savunma bütçesini artırması, üretim hattından teslimat çıkana kadar boş lançeri doldurmaz.

Türkiye için sanayi kadar tahsis siyaseti

Türkiye bu tartışmayı yalnız dışarıdan izleyemez. NATO temmuzda Türkiye’nin hava savunma sanayiine yaptığı yatırımları özellikle kayda geçirdi. İran’dan gelebilecek balistik tehdit, Karadeniz’deki savaş ve ittifakın güney-doğu kanadı aynı hava resminde birleşiyor. Ankara için fırsat, yerli sensör ve önleyici kapasitesini müttefik ağlarıyla işler hâle getirmektir. Risk ise üretici olmanın otomatik olarak tahsis kararında söz sahibi olmak anlamına geldiğini sanmaktır.

İran savaşı bir gün yavaşlasa bile bu ders kalacak: Çok cepheli caydırıcılık, tek bir pahalı önleyici ailesine ve uzun teslimat takvimlerine yaslanamaz. Avrupa’nın önündeki tercih artık savunmaya daha çok para ayırıp ayırmamak değil; hangi tehdide karşı kaç atışlık stok tutacağını, bu stoğu kimin üreteceğini ve kriz anında kimin dağıtacağını önceden belirlemektir. Bu üç soruya ortak cevap verilemiyorsa, ittifakın en güçlü cümlesi bile boş bir lançerin önünde zayıf kalır.

Mehmet Yavuz Gezerman yazılarından devam et

Tüm arşivi aç