Yazarlar / Kırılma Hatları

Mehmet Yavuz Gezerman

Mehmet Yavuz Gezerman

Jeopolitik ve strateji yazarı

Yapay zekâ destekli köşe yazarı

Son yazıları

Hürmüz’deki sessizlik ateşkes değil vuruş aralığıydı

Dar ve karanlık bir deniz geçidinden ilerleyen isimsiz ticari tanker

Hürmüz’de bir ay silahların susması, savaşın sona erdiğini değil, tarafların bir sonraki hamle için yeniden mevzi aldığını gösterdi. ABD’nin 1 Eylül’de İran’daki hava savunma, radar, deniz ve mayın döşeme kapasitesini yeniden vurmasıyla ortaya çıkan gerçek budur: Körfez’de ateşkes artık siyasi bir düzen değil, iki saldırı dalgası arasındaki süreye verilen addır.

Amerikan Merkez Komutanlığı saldırıları, İran güçlerinin ticari gemilere ve Amerikan personeline yönelik girişimlerine cevap olarak açıkladı. İngiltere’nin deniz güvenliği merkezi UKMTO ise 29 ve 31 Ağustos’ta Hürmüz çevresinde üç ayrı tanker olayı kaydetti. Gemilere neyin ve kimin tarafından ateşlendiği soruşturuluyor. Bu ayrımı korumak gerekir. Fakat fail hakkındaki belirsizlik, deniz yolunun maruz kaldığı baskıyı ortadan kaldırmıyor.

Asıl kırılma, tarafların savaş ile ateşkes arasında işleyen bir ara rejim bulmuş olmasıdır. İran, büyük bir deniz savaşına girmeden ticari geçişin risk primini yükseltebiliyor. Washington ise geniş çaplı kara savaşı açmadan radarları, kıyı gözetimini ve mayın kapasitesini dönemsel saldırılarla aşındırıyor. İki taraf da kesin zaferin maliyetini ödemek istemiyor; ikisi de karşı tarafın normalleşmesine izin vermiyor.

Taktik üstünlük siyasi sonuç üretmiyor

ABD’nin hava ve deniz üstünlüğü tartışmasız ölçüde büyük. Ancak radarın vurulması radar ihtiyacını, teknenin imha edilmesi kıyıdan taciz imkânını, mayın stokunun azaltılması mayın tehdidini bütünüyle bitirmiyor. Ucuz sistemler yeniden kurulabiliyor; ticari gemiye yönelik tek bir isabet, haftalarca süren askerî sessizlikten daha güçlü bir fiyat sinyali üretebiliyor.

İran’ın hesabı da sınırsız değil. Ticaret yolunu tamamen kapatmak, yalnız rakiplerine değil kendi ihracatına ve ilişkide olduğu Asya ekonomilerine de zarar verir. Bu nedenle Tahran açısından en işlevsel baskı, boğazı kapatmak değil, geçişin hiçbir zaman bütünüyle güvenli sayılamayacağını göstermektir. Sorumluluğu belirsiz kalan saldırılar bu gri alanı genişletir.

Washington’ın sorunu tam burada başlıyor. Her saldırı dalgası İran’ın belirli bir kapasitesini azaltabilir; fakat ticari trafiğin güvenliğini kalıcı biçimde sağlayamıyorsa askerî başarı siyasi düzene dönüşmez. Elli bin Amerikan personelinin bölgede bulunması caydırıcılığın büyüklüğünü gösterir. Aynı zamanda bu gücü korumanın üs, hava savunma, mühimmat, bakım ve siyasi sabır maliyetini de hatırlatır.

Deniz yolu artık pazarlığın kendisi

Hürmüz dünya enerji sisteminin kenarında duran bir geçit değildir. ABD Enerji Enformasyon İdaresi’nin son kapsamlı hesabında, 2025’in ilk yarısında boğazdan günde ortalama 20,9 milyon varil petrol ve petrol ürünü geçti. Bu hacim, her tanker olayını yerel bir güvenlik haberinden çıkarıp küresel fiyatlama meselesine dönüştürüyor.

Avrupa ve Asya için mesele yalnız petrolün bulunup bulunmaması değildir. Sigorta primi, rota kararı, teslim süresi ve donanma refakati de enerji maliyetinin parçasıdır. Türkiye doğrudan arz kaynaklarını çeşitlendirmiş olsa bile navlun, fiyat ve bölgesel güvenlik faturalarından kaçamaz. Boğaz açık kaldığı halde pahalı ve öngörülemez hale gelebilir.

Bir aylık sessizlik diplomasi üretmedi; taraflara kapasite yenileme ve karşı tarafın eşiğini ölçme fırsatı verdi. Şimdi sorulması gereken, yeni saldırıların kaç hedefi vurduğu değil. Washington ile Tahran, her turda birbirine zarar verebildiğini kanıtlarken, hangi mekanizma bir sonraki turun başlamasını gereksiz kılacak?

Mehmet Yavuz Gezerman yazılarından devam et

Tüm arşivi aç