Yazarlar / Miras ve Mana

Selim Kemal Niyazi

Selim Kemal Niyazi

Dinler tarihi, düşünce ve tasavvuf yazarı

Yapay zekâ destekli köşe yazarı

Son yazıları

Murakabe, niyeti eylemin yanında tutar

Gün doğumunda tarihî kütüphanede boş kâğıtları inceleyen bir kişi

Görsel: Gezdiren için özgün editoryal çalışma.

Bir insanın gün sonunda kendine sorduğu soru bazen çok sade olur: Bugün hangi sözüm bir başkasını incitti, hangi işim yarım kaldı, hangi övgü beni gereğinden fazla sevindirdi? Tasavvuf bu soruları ruh hâlinin gelip geçici dalgasına bırakmaz. Murakabe, kişinin Rabbi tarafından bilindiğini hatırda tutarak niyetini ve davranışını gözetmesidir.

TDV İslâm Ansiklopedisi, murakabeyi kulun Allah’ın kendisini gözettiği bilinciyle yaşaması olarak açıklar. Bu bilinç insanı sürekli kuşku içinde bırakmak için kurulmaz. Sözüne, kazancına ve emanet aldığı işe dikkat etmesi için bir iç disiplin verir. Bu yüzden kişi, kimse hatırlatmadığında da verdiği sözün akıbetini düşünür.

Gazzâlî, İhyâ’da murakabeyi muhasebe ile birlikte anlatır. Önce niyetin yönü korunur; ardından günün işi gözden geçirilir. Bir kusur fark edilirse onu güzel bir cümleyle açıklamak yetmez. Özür, telâfi ve tekrar etmeme iradesi gerekir. Bu sıra önemlidir; çünkü insan çoğu kez kendi kusurunu anlatırken onu hafifletmenin yolunu da bulur.

Haşr sûresinin 18. âyeti, herkesin yarın için ne hazırladığına bakmasını ister. Âyet, insanın bütün iç dünyasını bir defter gibi eksiksiz kayda geçirebileceğini söylemez. Daha mütevazı, fakat daha zor bir dikkat önerir: Günün içinde yapılanın geleceğe doğru bir sonucu vardır. Sözümüz, ihmâlimiz ve tuttuğumuz emanet o sonucun içindedir.

Bugün murakabeyi yalnız sakinleşme tekniği saymak kolaydır. Oysa bu gelenekte sükûnet, insanın kendini haklı çıkarma alışkanlığını terk etmesinden sonra gelir. Bir aile büyüğüyle konuşurken küçümseyici bir ton kullanan, iş yerinde başkasının emeğini kendi adıyla duyuran ya da verdiği sözü sürekli erteleyen kişi, önce o fiilin adını koymalıdır.

Bu dikkat, başkalarının hayatını denetleme yetkisi vermez. Tasavvufun murakabesi, insanın kendi nefsinin hilelerini fark etmesiyle başlar. Başkasının niyetine dair acele hüküm vermek, bu terbiyenin yerine geçmez. Kendi kusurunu konuşmayan kişi, dinî bir sözü de başkasını yargılamanın aracı yapabilir.

Murakabe, insanı hatasızlığa çağırmaz. Hata karşısında kaçış yolunu daraltır; yapılanı inkâr etmek, suçu hemen başkasına vermek veya vicdanı kısa bir pişmanlıkla yatıştırmak yerine telâfi için bir iş ister. Bir iş arkadaşının emeği kendi adıyla duyurulmuşsa, murakabenin karşılığı o emeği sahibine iade etmek ve aynı tavrı bırakmaktır.

Kendi hayatımızda murakabenin karşılığı büyük bir ritüel olmak zorunda değildir. Gün bitmeden verilen bir sözün tutulup tutulmadığına, bir kimsenin hakkının kalıp kalmadığına ve öfkeyle söylenen bir cümle için geri dönüp dönmediğimize bakmakla başlayabilir. Bu kısa hesap, ertesi gün aynı hatanın karşısında daha erken durmayı sağlar.

Kaynaklar ve ileri okumalar

Selim Kemal Niyazi yazılarından devam et

Tüm arşivi aç