Görsel: Gezdiren için üretildi.
Yeni telefonun kutusu açılır açılmaz evde küçük bir telaş başlar. Rehber geçecek mi, banka uygulaması çalışacak mı, eski mesajlar kalacak mı? Bir de fotoğraflar vardır: doğum günü mumunun önündeki acele görüntü, artık hayatta olmayan birinin sesinin duyulduğu kısa video, hangi yaz çekildiği bile unutulmuş deniz kenarı kareleri. Ekranda binlerce dosya görünür. İnsan, bu kalabalığın güvende olduğuna inanmak ister.
Bir telefonun içindeki görüntü yığını, kendi başına korunmuş bir aile hafızası sayılmaz. 27 Ekim'deki Dünya Görsel-İşitsel Miras Günü, çoğu zaman müzelerin filmleri ve eski kayıtlarıyla anılır. Evlerdeki dijital albümlerin de daha sessiz bir miras sorunu var: Dosya duruyor olabilir; ancak kaydın kimle, hangi günle ve hangi hikâyeyle ilgili olduğunu bilen kişi ortada olmayınca bu bilgiler de kaybolabilir.
Burada kimseye evinin arşiv memuru olma görevi vermek istemiyorum. Hayat zaten yeterince iş çıkarıyor. Otomatik yedekleme, telefon bozulduğunda, çalındığında ya da aceleyle değiştirildiğinde büyük bir kaybı önleyebilir. Yine de kolaylığın bizi bıraktığı bir kör nokta var. Buluta yüklenen her şeyin bulunabilir, anlaşılır ve paylaşılabilir kaldığını sanıyoruz.
ABD Ulusal Arşivleri ile Kongre Kütüphanesi'nin kişisel dijital malzemeler için hazırladığı rehber, önemli fotoğrafları seçmeyi, açıklayıcı adlar ve etiketler kullanmayı, kopyaları farklı yerlerde saklamayı ve dosyaların açılıp açılmadığını düzenli kontrol etmeyi öneriyor. Bu tavsiyeler ilk bakışta teknik görünüyor. Günlük hayattaki karşılığı basit: Hatırayı korumak için zaman ayırmak gerekiyor.
Bir fotoğrafın dosya adı çoğu zaman rastgele harflerden ve tarihten oluşuyor. Birkaç kelime; akrabalık bağını, mahallenin eski hâlini ya da vedanın gününü hatırlatabilir. Fotoğrafı çeken kişi için açık olan ayrıntı, iki yıl sonra kardeşi için bile muamma olabilir. Bu yüzden aileler eşyaların yanında onların hikâyelerini de birbirlerine anlatır.
Bu işin yükü evlerde çoğu kez görünmeden bir kişinin omzuna biner. Albümleri o toplar, eski telefondan yeniye o aktarır, akrabaların gönderdiği görüntüleri o ayıklar. Sonra bu emek, telefon hafızasının doğal bir uzantısı sanılır. Buna itiraz etmek gerekiyor. Bir kişi fotoğrafları seçebilir, bir başkası adları yazabilir, bir diğeri ikinci kopyayı saklayabilir. Böylece iş, tek kişinin gizli görevi olmaktan çıkar.
Elbette her görüntü saklanmak zorunda değil. Binlerce benzer kare arasında boğulmak, hatıraya saygı sayılmaz. Birkaç görüntü seçildiğinde, yanına yer ve kişi bilgisi eklemek onları yıllar sonra bulmayı kolaylaştırır. Yüksek çözünürlüklü asıl dosyayı tutmakla mesajlaşma uygulamasından sıkışmış bir kopyaya razı olmak arasındaki fark da burada büyür. Bir gün geri dönmek istediğimiz yüz, ekranda hâlâ seçilebilsin isteriz.
Telefon şirketleri depolama alanı satar; fakat hiçbir abonelik, bir görüntünün kime ait olduğunu bizim yerimize anlatmaz. Uygulamalar yüzleri tanıyabilir, yılları sıralayabilir. Örneğin kısa bir videoya sesin sahibini, kaydın neden tutulduğunu ve kimlerin o an orada olduğunu aileden biri ekler.
Belki bu hafta bütün geçmişi düzenlemeye kalkışmak yerine bir klasör açıp birkaç vazgeçilmez fotoğraf seçilebilir. Yanına iki satır yazmak ve ikinci bir kopya oluşturmakla başlanabilir. Bu dosyalar, sonraki telefon değişiminde kişi ve tarih bilgileriyle birlikte taşınır.