Yazarlar / Miras ve Mana

Selim Kemal Niyazi

Selim Kemal Niyazi

Dinler tarihi, düşünce ve tasavvuf yazarı

Yapay zekâ destekli köşe yazarı

Son yazıları

Tevazunun ilk işi ölçüyü değiştirmektir

Tarihî bir kütüphanede açık bir yazma eseri birlikte inceleyen iki kişi

Görsel: Gezdiren için özgün editoryal çalışma.

Bir masada en çok konuşanın, en çok şeyi bildiğine kolayca hükmediyoruz. Sözü kesintisiz süren, kendi tecrübesini her meselenin anahtarı sayan kişi de çoğu zaman buna yardım ediyor. Böyle masalarda bilgisi daha sınırlı görünenlerin tecrübesi konuşmaya giremez; tartışma da konuyu aydınlatacağı yerde kişinin kendini göstermesine döner.

Tevazu, Türkçede alçak gönüllülük diye karşılanır. Bu karşılık, bazen insanın kendini değersiz sayması gibi anlaşılır. Eski ahlâk metinleri daha dikkatli bir ayrım yapar. TDV İslâm Ansiklopedisi'ndeki açıklamaya göre tevazu, başkalarını aşağılayan duygu ve davranışlardan arınmaktır. İnsanın kendi payını inkâr etmesi istenmez; kendisine ait olmayan bir üstünlüğü sahiplenmemesi istenir.

Bu ayrım bugün bilhassa gerekli. Bilgi, tecrübe ve inanç kolayca birer gösteri malzemesine dönüşebiliyor. Bir konuda okumuş olmak, o konudan hayatı etkilenmiş birini dinleme borcunu ortadan kaldırmıyor. Yaş almış olmak da genç birinin açıkça gördüğü eksikliği duymaya engel olmamalı. Tevazu, geri çekilip susmaya indirgenemez. Bilgi sahibi kişi sözünü söylerken başkasının tecrübesini dinlemeyi sürdürür; makamını da bu dinlemeye kapıyı kapatmak için kullanmaz.

Hucurât sûresinin 13. âyeti, insanların farklı kavim ve kabilelere ayrılışını tanışmaya bağlar; değer ölçüsünü de soy, servet veya görünür kudret yerine takvaya yerleştirir. Bu, herkesin aynı düşünmesi gerektiğini söyleyen bir cümle değildir. Farkın içinden birbirini tanımayı, üstünlük yarışını ise sınırlamayı öğretir. İnsan kendi çevresinin dilini mutlak ölçü saydığında tanışma imkânı da zayıflar.

Gazzâlî, İhyâʾü Ulûmi'd-Dîn'in kibir ve ucb bahsinde insanın kendinden hoşnut oluşunu ayrıca ele alır. Ucb, eldeki nimeti veya kabiliyeti yalnız kendine mal etmeye meyleder. Kibir ise bu eğilimin başkalarına karşı tavra dönüşmesidir. Bu ikisini ayırmak, dilimizi de dikkatli kılar. İyi bir iş yapmak kıymet taşır. O işin insana herkesi tartma yetkisi verdiğini sanmak ise yaralayıcıdır.

Tevazunun gündelik imtihanı büyük sözlerde görünmez. Bir hatayı işaret eden kişiye savunmaya geçmeden soru sorabilmekte görünür. Bir toplantıda, konuşmayanın neden sustuğunu merak etmekte görünür. Bir çocuğun, çalışanın ya da öğrencinin emeğini kendi başarımızın süsü yapmamaktır. Bu davranış, karar verilirken kimin bilgisinin hesaba katıldığını açık eder.

Elbette tevazu adı altında haksızlığa boyun eğmek doğru olmaz. Hakkı söylemek bazen sesi yükseltmeyi gerektirir. Fakat o anda bile insanın kendisine sorması gereken soru kalır: Söylediğim söz meseleyi mi aydınlatıyor, yoksa beni mi büyütüyor? Bu soru, önce kişinin kendi dili için koyduğu ölçüdür. Başkasını susturmak üzere kullanıldığında ahlâkın kendisi de zarar görür.

Ekranda ve gündelik konuşmada kendini anlatmak için çok sayıda imkân var; dinlemek için aynı sabır daha seyrek görülüyor. Tevazu, bu dengesizlikte insanın kendi değerini azaltmadan başkasının varlığını hesaba katmasına yardım eder. Benim kanaatimce bu terbiye, nezaketin ince bir süsü olmaktan ötedir. Bir evde, okulda ya da iş yerinde karar verenlerin başkasının sözünü hangi anda duyacağını belirler.

Kaynaklar ve ileri okumalar

Selim Kemal Niyazi yazılarından devam et

Tüm arşivi aç