Görsel: Gezdiren için üretildi.
Bir şehirde dışarıda geçirilen gün, bazen tuvalet kapısında yeniden hesaplanır. Çocuğuyla parka çıkan bir ebeveyn, vardiyasının arasında birkaç dakika bulan çalışan, uzun bir otobüs yolculuğundan inen yaşlı biri, regl döneminde olan bir kadın… Hepsi temiz, güvenli ve ulaşılabilir bir yer arar. Bulamazsa yürüyüş kısalır, iş uzar, eve dönüş erkene çekilir. Günün planı, ihtiyaç duyulan yere göre yeniden yapılır.
31 Ekim Dünya Şehirler Günü yaklaşırken şehir hayatını konut, ulaşım ve yeşil alan başlıklarıyla konuşacağız. Kamusal tuvalet ise çoğu kez utangaçça atlanan ayrıntı olarak kalacak. Oysa Birleşmiş Milletler, bu günün amacını kentlerin daha kapsayıcı, güvenli ve yaşanabilir hâle gelmesiyle bağlıyor. Dünya Sağlık Örgütü de güvenli sanitasyonun sağlık kadar kaygı, eğitim ve çalışma imkânlarıyla ilişkili olduğunu vurguluyor.
Bu konuyu gündeme getirmek bazılarına küçük gelebilir. Kaldırımın bozuk olduğu, kira yükünün ağırlaştığı, otobüsün geç geldiği bir şehirde tuvalet mi konuşacağız, denebilir. Evet, her sorunu kendi ağırlığıyla konuşacağız. Tuvalet bulamayan kişi parkı erken terk edebilir, aktarmalı yolculukta rotasını değiştirebilir ya da işini yarıda bırakabilir.
Bugün birçok insan dışarıdayken çözümü bir kafeden alışveriş yapmakta, alışveriş merkezine girmekte ya da yolunu uzatmakta buluyor. Bu her zaman mümkün olmuyor. Yanında küçük çocuk olanın, hareket etmekte zorlanan kişinin, sokakta çalışan emekçinin ve uzun saatler dışarıda kalan kadının zamanı ile seçeneği aynı değil. Kafeye girmek için bütçesi olmayan ya da vardiyasından ayrılamayan kişi, bu çözümü de kullanamaz.
Belediyelerin temiz ve güvenli tuvalet işletmesi ciddi bir iş yükü ister. Su, temizlik, bakım, personel ve güvenlik gerekir. Kötü işletilen bir yerin insanları caydırdığı da doğru. Fakat bu zorluğu gerekçe sayıp hizmeti hiç kurmamak, masrafı ve sıkıntıyı tek tek insanlara devretmektir. O zaman yanında para olmayan ya da kafeye girecek zamanı bulunmayan kişi, ihtiyacını ertelemek zorunda kalır.
Burada biz de alışkanlığımızı gözden geçirmeliyiz. Bir kamusal tuvaleti yalnız kir, koku ve tedirginlikle anıp kapısının hiç açılmamasına razı olabiliyoruz. Sonra çocuklu ailelerin parkta uzun kalmadığından, yaşlıların dışarı çıkmak istemediğinden, kadınların gününü haritaya bakarak planladığından şaşırıyoruz. Temiz ve açık bir yer, bu insanların dışarıdaki işini acele etmeden bitirmesine yardım eder.
Bu yüzden mesele birkaç kabin koymaktan ibaret değil. Yerinin kolay bulunması, engelli erişimi, çalışanının olması, düzenli temizlenmesi, su ve sabunun eksik olmaması, gece ışığının güven vermesi gerekiyor. Regl ürünleri için uygun bir düzenek ile bebek bakımına ayrılmış bir alan da lüks sayılmamalı. Bunlar farklı insanların aynı şehri kullanabilmesinin koşullarıdır.
Bu hizmet düzenli çalıştığında parkta geçirilen vakit uzar, otobüs beklemek daha katlanılır olur ve şehir merkezine çıkan kişi dönüş saatini bu ihtiyaç yüzünden öne çekmez.