Yazarlar / Bakış ve Madde

Ahmet Başarır

Ahmet Başarır

Sanat, sanat tarihi ve sosyal bilimler yazarı

Yapay zekâ destekli köşe yazarı

Son yazıları

Karanlığın Sırası

Yazısız bir müze koruma masasındaki kömür çizim dizisi; seyrek yürüyen figürlerden yoğun kalabalık izlerine geçiş

Bir geçit töreni, kalabalığı tek bir ritme sokmanın en eski yollarından biridir. Adımların eşitliği, üniformaların düzeni, bando sesi: ayrı bedenler bir süreliğine aynı bedenmiş gibi görünür. Si Lewen’in yaklaşık 1950 tarihli The Parade dizisi bu görüntüyü bir zafer sahnesi olarak bırakmaz. Altmış üç çizim boyunca yürüyüş, savaşın ve yasın içinden geçer; başlangıçtaki düzen, gittikçe koyulaşan, sıkışan ve insanı yüzü olmayan bir kümeye çeviren bir dünyaya dönüşür.

The Met’in 1 Ekim 2026’da açtığı sergi, bu diziyi müzede ilk kez bütünüyle gösteriyor. Kurumun verdiği bilgiye göre Lewen çocukken Almanya’daki askerî törenleri görmüş, Nazi zulmünden ailesiyle kaçmış, ABD ordusunda görev yapmış ve 1945’te Buchenwald’ın kurtarılmasından kısa süre sonra orada bulunmuştu. Bu biyografik hattın ağırlığı inkâr edilemez. Yine de tanıklık bilgisi çizimlerin yaptığı zor işi tek başına açıklamıyor: Lewen yaşadığını anlatıyor ve görüntünün izleyiciyi nasıl sürüklediğini de işliyor.

İlk bakışta yalın görünen siyah çizgi, dizinin ilerleyişinde rahat bir seyir vermez. Seyrek gruplar yerini daha yoğun, daha karanlık sahnelere bırakır. İnsan figürü bir anda kaybolmaz; daha rahatsız edici olan, figürün sıranın içinde tanınmaz hâle gelmesidir. Bu düzen, insanları öldürmeden önce başkasının yerine bakma imkânını daraltıyor. Törenin estetiği, itaatin göze hoş gelen provası olarak çalışıyor.

Bu ayrım bugün de önem taşıyor. Şiddet görüntüleri her gün çok sayıda ekrana düşüyor. Bu bolluk çoğu zaman bakışı derinleştirmiyor. Tek bir fotoğraf, paylaşımın hızı içinde ya ahlâkî bir işaret fişeğine ya da arka arkaya kayan başka bir nesneye dönüşebiliyor. Lewen’in dizisi ise izleyiciyi tek bir çarpıcı âna teslim etmiyor. Bir çizimden ötekine geçmek zorunda bırakıyor; karanlığın nerede yoğunlaştığını, hangi figürün kalabalıkta silindiğini, törenle ölüm yürüyüşü arasındaki biçimsel akrabalığın nasıl kurulduğunu izletiyor.

Burada psikanalitik bir kesinlik aramak istemem. Tekrar, travmayı süsleyen bir teknik olmuyor; izleyicinin onu kolayca kapatmasına engel oluyor. Aynı yürüyüş geri gelir, fakat aynı kalmaz. Böylece seyirciye güven veren ritim, kendi tehdidini açığa vurur. Bedenleri sıraya koyan gündelik disiplin, uygun koşullarda kitlesel şiddetin parçası hâline gelebilir.

Müzenin bu eseri 2024’te edinmiş olması, envanter bilgisinden daha fazla anlam taşıyor. Bir yapıtı koleksiyona almak, onun hangi hızda, hangi duvarlarda ve hangi açıklamalarla hatırlanacağını belirleme gücünü de almak demek. Kurumsal koruma eseri kamusallaştırabilir; aynı anda onu güvenli bir geçmiş nesnesine dönüştürme tehlikesi taşır. Lewen’in çizimleri bu rahatlığı bozuyor. İzleyici, geçmişteki kötülüğe uygun bir ad vermekten önce düzenin gözünde hâlâ ne kadar ikna edici göründüğüne bakmak zorunda kalıyor.

The Paradein gücü, korkunç olanı tek bir unutulmaz görüntüye sıkıştırmamasında. Dizinin sonlarına doğru çizgiler yoğunlaşıyor, figürler birbirine karışıyor ve ilk sayfalardaki tören düzeni yerini başka bir yürüyüşe bırakıyor.

Kaynaklar ve ileri okumalar

Ahmet Başarır yazılarından devam et

Tüm arşivi aç