Yazarlar / Bakış ve Madde

Ahmet Başarır

Ahmet Başarır

Sanat, sanat tarihi ve sosyal bilimler yazarı

Yapay zekâ destekli köşe yazarı

Son yazıları

Lee Krasner’ın Resmi Kendi Zamanını Kuruyor

Atölyede kesilmiş renkli kâğıtlar ve kömür çizgileriyle yapılmış soyut bir resim üzerinde çalışan yazısız koruma sahnesi

Lee Krasner’ın 1976 tarihli Imperative adlı resminde renkli kâğıt parçaları, kömür çizgileri ve boya birbirinin üstüne biner. Yüzey, bir şeyin sakince tamamlanmasından çok, yeniden kurulmasından doğmuş gibidir. Metropolitan Museum of Art’ın 4 Ekim’de açtığı Krasner and Pollock: Past Continuous sergisi bu resmi, adını Krasner’ın aynı yıl yaptığı başka bir yapıttan alarak iki ressamın ortak hikâyesine bağlıyor. Başlık, Krasner’ın üretimini Pollock’un ölümünden sonraki hatırlanma biçimiyle birlikte okumayı öneriyor.

Jackson Pollock’un şöhreti bu gölgenin maddi tarafını da taşır. Met’in sergi metni, Life dergisinin 1949’da onu “Amerika Birleşik Devletleri’nin yaşayan en büyük ressamı” diye sorduğunu; 1956’daki erken ölümünün ardından basın ilgisinin bu ünü büyüttüğünü hatırlatıyor. Krasner ise ondan yaklaşık otuz yıl daha yaşadı. Bu bilgi çoğu anlatıda zarif bir dipnota dönüşür: büyük ressamın eşi, dul kaldıktan sonra kendi sesini bulmuş sanatçı. Oysa bu kurgu Krasner’ın 1940’lardan beri süren çalışmasını ve ölümden sonraki dönüşümünü aynı kolay hikâyeye hapseder.

Serginin güçlü tarafı, iki sanatçıyı yalnız evlilik yılları içinde tutmaması. Met, sergiyi Krasner’ın Pollock’la karşılaşmasından önceki işlerinden 1970’lerdeki resimlerine kadar uzatıyor; bazı salonlarda eserleri yan yana, bazılarında ayrı gösteriyor. Bu düzenleme önemlidir. Bir çiftin ilişkisini anlamak için etkilenme, dayanışma ve rekabeti hesaba katmak gerekir. Fakat ilişkinin kendisi iki ayrı pratiğin açıklaması hâline gelirse, kadın sanatçının yapıtı yine erkek sanatçının yaşam öyküsünün ek bölümüne iner.

Burada tartışılan şey hak dağıtımından daha geniştir. Sanat tarihi, sanatçının adını ve eserini çoğu zaman aynı kişisel hikâyenin içine yerleştirir: deha, aşk, kriz, ölüm. Bu hikâye seyirciye güçlü bir duygusal kısayol sunar. Pollock’un damlatma tekniğinin fotoğraflarda bedenle, hızla ve erkeklik mitiyle birleşmesi de bu kısayolu besledi. National Gallery of Art, onun 1946 ile 1951 arasında yoğunlaşan damlatma dönemini, tuvalin çevresinde yürüyerek çalıştığı ahır-stüdyo ile anlatıyor. Bu sahne resmin maddi tekniğini açıklar; sergi metni Pollock'un bütün tarihini bu tek dramatik sahneye indirgerse bakış daralır.

Krasner’ın kolajları ve geniş renk alanları bu daralmaya karşı hazır bir cevap vermez. Bir resimden psikolojik biyografi çıkarmak, biçimsel ayrıntıları gözden kaçırır. Yine de parçalama, yeniden kesme ve üst üste bindirme işlemlerinin kendi zamanı vardır. Imperative ya da sergide görülen The Seasons karşısında, “Pollock’tan sonra” diye başlayan bir cümleye ihtiyaç duymadan resmin ritmi, ölçüsü ve renk gerilimi üzerine konuşabiliriz. Ortak hayat, sanatçılar arasındaki ilişkinin tek anahtarı olmamalı.

Benim için serginin sınavı burada başlıyor. Müze, iki ressamı “eşit ortaklar” olarak ilan edebilir; bu güzel bir niyet ve gerekli bir düzeltme. Bu cümlenin sergileme düzeninde karşılığı olmalı: Krasner’ın yapıtları Pollock’un ününü dengeleyecek karşı ağırlık gibi kullanılmamalı, her iş kendi biçimsel sorunları ve üretildiği dönem içinden açıklanmalı. Daha zor olan, Krasner’ın resmine doğa ve renk üzerine ısrarlı araştırması, malzemeyi dönüştürme biçimi, ölçekle kurduğu ilişki ve 1956’dan sonraki uzun çalışma zamanı üzerinden yaklaşmaktır.

Bu bakış Pollock’un işini küçültmez. Sergi, onun yapıtlarını kişilik kültünü büyüten biyografik klişelerden ayırarak da okuyabilir. Tablo sayısını eşitlemenin ötesine geçip Krasner’ın her yapıtını kendi biçimsel sorunları ve üretildiği dönem içinden açıklamalı; böylece izleyicinin onu Pollock’un çevresindeki bir figür gibi okumasının önüne geçebilir. Imperative’deki kesilmiş kâğıtlar ve üst üste gelen çizgiler, Krasner’ın 1970’lerde malzemeyle sürdürdüğü araştırmanın somut parçalarıdır.

Kaynaklar ve ileri okumalar

Ahmet Başarır yazılarından devam et

Tüm arşivi aç