Ocaktaki çaydanlık ısınırken önce suyun içinden gelen kabarcık sesleri duyulur. Bir süre sonra kapaktaki düdük ince ve sürekli bir ses çıkarır. Bu iki ses aynı olaydan doğmaz. Kaynama, düdüğü çalıştıracak buhar akımını sağlar; duyduğumuz notayı ise düdüğün içindeki küçük hava düzeni kurar.
Klasik düdüğün içinde birbirine yakın iki metal plaka ve bu plakaların ortasında delikler vardır. Buhar, çaydanlığın ağzından yükselip ilk dar delikten geçerken ince bir jet hâlini alır. Cambridge Üniversitesi'nin araştırma özeti, bu jetin düz bir sütun olarak kalmadığını; ikinci plakaya ulaşıncaya kadar küçük dalgalanmalar geliştirdiğini anlatıyor.
Akım ikinci deliğin çevresine çarptığında bu dalgalanmalar kısa basınç vuruşları üretir. Vuruşlar, düdüğün içindeki havayı tekrar tekrar titreştirir. Bir şişenin ağzına üflendiğinde duyulan ses de benzer bir düzenle oluşur: açıklıktaki hava hareket eder, içerideki hava ise yay gibi sıkışıp gevşer. Araştırmacıların Physics of Fluids makalesi, düşük buhar akımında bu tür bir rezonansın baskın olabildiğini gösteriyor.
Buhar akımı güçlendikçe iş değişir. Dar delikten çıkan jet daha çabuk bozulur; akımın kenarında küçük dönüntüler oluşur. Düdüğün şekli ve çaydanlığın emziğinin uzunluğu, bu dönüntülerin ürettiği sesler arasından belirli bir frekansı seçer. Bu yüzden aynı miktarda kaynayan su, açık ağızlı bir kaptan düdük sesi çıkarmaz. Ses için buharın yanında, onu belli bir ritimde titreştiren bir geçit gerekir.
Düdüğün sesi yükselmeye başladığında suyun kendisi daha ince ses vermeye başlamaz. Buhar akımının düdükteki dar yoldan geçişi hızlanır ve içerideki hava daha düzenli titreşir. Bir dahaki çay demlemede kapağa bakın: kaynayan su sesi başlatır, düdüğün iki küçük deliği ise o sesi tanınan bir notaya çevirir.