Haziran bütçesindeki 114,2 milyar liralık fazla, kamu maliyesinde rahatlama görüntüsü verdi. Aynı tablonun ilk altı ayına bakıldığında ise daha sert bir sınır beliriyor: merkezi yönetim bütçesi Ocak-Haziran döneminde 942,8 milyar lira açık verdi; faiz dışı dengede 521,4 milyar lira fazla varken faiz giderleri 1,46 trilyon liraya ulaştı. Bu fark, bütçenin yalnız gelir ve harcama kalemleriyle değil, geçmiş borçlanmanın bugünkü fiyatıyla da yönetildiğini gösteriyor.
Yüksek faiz ortamında bütçe siyaseti, yeni harcama sözü vermeden önce eski borcun yenilenme maliyetini hesaplamak zorunda kalıyor. Vergi gelirinin güçlü geldiği aylar nefes aldırabilir, ama borç stoku ağırlaştığında bu nefes otomatik olarak kalıcı hareket alanına dönüşmez. Kamu maliyesinin gerçek sınavı, tek ayda fazla yazabilmekten çok, faiz yükünü artırmadan büyüme, sosyal harcama, yatırım ve deprem sonrası ihtiyaçlar arasında tercih yapabilmektir.
Bütçedeki fazla ile faiz yükü aynı tabloya bakıyor
Haziran ayında gelirlerin giderleri aşması önemlidir; bütçe disiplininin tamamen kaybolmadığını gösterir. Fakat aynı ayda 201,6 milyar liralık faiz gideri yazılması, bu fazlanın hangi zeminde oluştuğunu da hatırlatır. Faiz dışı denge haziranda 315,8 milyar lira fazla verdiği halde genel bütçe fazlası 114,2 milyar lirada kaldı. Aradaki fark, borç servisinin bütçe üzerindeki doğrudan kesintisidir.
Yılın ilk yarısındaki görüntü daha açıklayıcıdır. Faiz dışı fazla 521,4 milyar lira iken toplam bütçe dengesi 942,8 milyar lira açık vermişse, sorun yalnız cari harcamaların büyüklüğüyle anlatılamaz. Bütçe, faiz hariç alanda toparlanma üretirken, faiz ödemesi bu toparlanmayı ters yöne çekmiştir. Bu nedenle yüksek faiz dönemi kamu maliyesinde muhasebe satırı değil, politika alanı meselesidir.
Burada dikkat edilmesi gereken nokta, faizi tek başına kötü bir yük gibi okumamaktır. Para politikasının sıkı duruşu enflasyonu düşürmek için gereklidir; erken gevşeme kur, beklenti ve fiyatlama kanallarından daha pahalı sonuçlar doğurabilir. Fakat aynı sıkı duruş kamu borcunun yenilendiği piyasada daha yüksek nominal maliyet anlamına gelir. Merkez bankasının enflasyonla mücadele hesabı ile Hazine'nin borç çevirme hesabı aynı ekonomide yan yana yürür.
Borcun vadesi faiz kararını bütçeye taşır
Hazine'nin Temmuz 2026 Kamu Borç Yönetimi Raporu, 30 Haziran itibarıyla merkezi yönetim toplam borç stokunu 14,99 trilyon lira olarak gösteriyor. Borç stokunun büyüklüğü tek başına yeterli bilgi vermez; hangi para biriminde, hangi faiz yapısıyla ve ne kadar sürede yenileneceği de aynı derecede önemlidir. Stokun TL cinsi payının yüzde 48,4 olması yerel para alanını gösterirken, dış borç stokunun toplam içindeki yüzde 39,9 payı kur kanalının bütçedeki yerini koruduğunu anlatır.
Daha hassas gösterge, iç borç stokunda faizi 12 ay içinde yenilenecek borcun payıdır. Haziran 2026 itibarıyla bu oran yüzde 70,5'tir. Bu, bütçenin önemli bir kısmının eski düşük maliyetli borçlarla uzun süre korunmadığı, faiz koşullarındaki değişimin kısa sayılabilecek bir vadede kamu maliyesine yansıyabileceği anlamına gelir. Piyasada faizler yüksek kaldıkça borç yenileme takvimi bütçenin görünmeyen takvimine dönüşür.
Bu mekanizma siyaset dilinde çoğu zaman gecikmeli fark edilir. Çünkü faiz gideri bir okul, yol, hastane ya da savunma kalemi kadar görünür değildir. Fakat bütçenin içinde önce yer açar, sonra diğer kalemlerin sınırını çizer. Faiz ödemesi büyüdüğünde, aynı gelirle daha fazla kamu yatırımı yapmak, vergi yükünü artırmadan sosyal harcamayı genişletmek veya ekonomiyi yavaşlamaya karşı desteklemek zorlaşır.
Küresel borç döngüsü yerel tercihi daraltıyor
Türkiye'nin bütçe tartışması küresel faiz ve borç döngüsünden bağımsız değildir. IMF'nin Nisan 2026 Fiscal Monitor raporu, küresel kamu borcunun 2025'te GSYH'nin yüzde 94'ünün hemen altında olduğunu ve 2029'da yüzde 100'e ulaşabileceğini yazıyor. Aynı rapor, sosyal ihtiyaçlar, savunma, stratejik özerklik ve yükselen faiz yüklerinin kamu maliyesi üzerinde birlikte baskı kurduğunu vurguluyor.
OECD'nin 2026 borç görünümü de aynı sıkışmayı başka bir kanaldan gösteriyor. Kuruma göre 2026'da yüksek faiz ödemeleri OECD genelinde borç/GSYH oranını 2,5 puan yukarı iterken, düşen enflasyonun azaltıcı etkisi 2,4 puanda kalacak. Yani enflasyonun gerilemesi borç yükünü otomatik olarak hafifletmiyor; faiz faturası bu rahatlamayı aşabiliyor.
Bu küresel arka plan Türkiye için iki sonuç doğurur. Birincisi, dış finansman koşulları gevşemediğinde yerel maliye politikası kendi başına genişleyemez. İkincisi, kamu borcu düşük oranlarla taşınıyor gibi görünse bile, yenileme maliyeti yüksek kaldığında bütçe tercihlerinin esnekliği azalır. Kamu maliyesi yalnız açık oranıyla değil, borcun vadesi ve faiz yenileme hızıyla da okunmalıdır.
Okur açısından bunun karşılığı şudur: bütçe disiplininin gündelik hayata etkisi yalnız vergi artışı ya da harcama kesintisi anında hissedilmez. Kamu yatırımlarının takvimi, sosyal desteklerin hedeflenme biçimi, ücret ve emekli aylığı kararlarının mali alanı, hatta enflasyonla mücadeleye verilen siyasi sabır bu faiz-borç denkleminden etkilenir. Faiz yükü büyüdükçe karar alıcının aynı anda herkese rahatlama vaat etmesi zorlaşır.
Bu nedenle 2026 yazında bütçe verilerine bakarken tek ayın fazlasına veya açığına takılmak eksik kalır. İzlenmesi gereken çizgi, faiz dışı dengenin kalıcı biçimde güçlü kalıp kalmadığı, borç stokunun hangi vadede ve hangi maliyetle yenilendiği, enflasyon düştükçe nominal faizlerin bütçeye ne hızla nefes aldırdığıdır. Kamu maliyesinde rahatlama, yüksek faizle taşınan borcun bütçe üzerindeki payı gerilemeden kalıcı hale gelmez.