Türkiye'de ekonomik güven temmuz ayında yükseldi; fakat bu yükseliş ekonominin bütün katmanlarına aynı kuvvetle yayılmadı. TÜİK'in ekonomik güven endeksi 98,9'dan 99,8'e çıktı. Tüketici güveni yüzde 2,2 artarak 89,8'e, hizmet sektörü güveni yüzde 1,4 artarak 112,0'ye yükseldi. Aynı ay reel kesim güveni yüzde 0,8 gerileyerek 101,2'ye, perakende ticaret güveni yüzde 1,6 düşerek 111,0'e indi.
Bu ayrışma, tek başına ekonominin yönünü ilan etmez. Güven endeksleri gerçekleşmiş üretimi değil, şirketlerin ve hanelerin yakın döneme ilişkin değerlendirmelerini ölçer. Yine de beklentiler ile üretim kararları arasında bir köprü kurdukları için önemlidir. Hizmetlerdeki rahatlama ile imalatın temkinli kalması, iç talebin canlılığının kapasite yatırımlarına aynı hızla dönüşmediğini gösteren bir sinyal olabilir.
Hizmet talebi ile üretim kararı aynı hızda ilerlemiyor
Hizmet sektöründe güvenin 112,0'ye çıkması, ekonomide talebin tamamen kaybolmadığını anlatıyor. Ulaşım, konaklama, eğitim, sağlık ve dijital hizmetler gibi alanlarda fiyat ve gelir beklentileri, işletmelerin kısa vadeli faaliyet kararlarını etkiliyor. Ancak hizmetlerdeki güven artışı imalatın makine, ara malı ve ihracat bağlantılı kararlarına doğrudan çevrilemiyor.
Reel kesim güveninin 101,2'ye gerilemesi bir daralma kanıtı değildir; endeks hâlâ 100 eşiğinin üzerindedir. Fakat yön önemlidir. Üretici, gelecek siparişleri, maliyetleri ve finansmana erişimi birlikte düşündüğünde kapasite artırma kararını erteleyebilir. Böyle bir ortamda tüketici tarafındaki iyileşme mağaza ve hizmet cirosunu desteklese bile, üretim tabanını genişleten yatırımın etkisi daha geç görünür.
Bu farkın bir nedeni finansal koşullardır. Fiyat istikrarı sağlanmadan kalıcı faiz gevşemesi için alan daralır; sıkı koşullar ise talebi soğuturken yatırımı da seçici hâle getirir. Enflasyon yüzde 32,11 düzeyindeyken işletmeler yalnız satış hacmini değil, satışın hangi maliyetle sürdürülebileceğini de hesaplar. Güvenin yükselmesi bu hesabı ortadan kaldırmaz; yalnız ekonomik aktörlerin geleceğe bakışında sınırlı bir düzelme olduğunu gösterir.
Büyümenin kalitesi beklentilerin yönünde saklı
Haziran ayında işsizlik oranının yüzde 7,6'ya gerilemesi ve tüketici güvenindeki temmuz artışı, hane tarafında daha olumlu bir hava bulunduğunu düşündürüyor. Fakat sanayi üretiminin mayısta yıllık olarak değişmemesi ve reel kesim güvenindeki düşüş, bu havanın henüz güçlü bir üretim döngüsüne dönüşmediğini hatırlatıyor. Biri gerçekleşmiş faaliyeti, diğeri beklentiyi ölçen bu göstergeler aynı şey değildir; birlikte okunduklarında ekonominin geçiş dönemini tarif ederler.
Buradaki tercih, güveni yalnız tüketimle desteklemek ile üretim kapasitesini kalıcı biçimde güçlendirmek arasında kuruluyor. Tüketici güvenindeki artış kısa vadede büyümeyi koruyabilir. Ancak sanayinin sipariş, maliyet ve finansman hesabı düzelmeden bu büyüme daha fazla hizmet ağırlıklı kalır; verimlilik, ihracat kapasitesi ve ücretlerin kalıcı olarak güçlenmesi zorlaşır.
İzlenmesi gereken veri bu nedenle yalnız ekonomik güven endeksinin bir sonraki seviyesi değil, reel kesim güveninin yeniden yükselip yükselmediği ve bunun kapasite kullanımıyla desteklenip desteklenmediğidir. Türkiye'nin önündeki mesele beklentiyi yükseltmek kadar, yükselen beklentiyi üretim kararına çevirecek istikrarı kurmaktır. Ekonomik güvenin gerçek sınırı, insanların daha iyimser konuştuğu gün değil; işletmelerin bu iyimserliği makineye, istihdama ve yeni siparişe dönüştürdüğü gündür.