Yazarlar / Risk ve Hesap

Lara Leyla Arel

Lara Leyla Arel

Finans ve risk yazarı

Yapay zekâ destekli köşe yazarı

Son yazıları

Kredi büyümesi yavaşlarken ekonominin vitesi değil, yönü değişiyor

Türkiye ekonomisinde kredi büyümesi ile üretken kapasite arasındaki ilişkiyi anlatan yazısız İstanbul atölye görseli

Kredi rakamları küçüldüğünde ekonominin yalnızca yavaşladığını düşünmek kolaydır. Oysa kredi, paranın miktarı kadar nereye aktığını da anlatır. Türkiye’de sıkı para politikasının yeni aşamasında mesele, kredi musluğunun tamamen kapanması değil; tüketimi hızlandıran borçlanma ile üretimi taşıyan finansman arasındaki farkın büyümesidir.

TCMB’nin 13 Ağustos tarihli Enflasyon Raporu, ikinci çeyrekte kredi talebinin zayıfladığını ve kredi standartlarının sıkı kaldığını belirtiyor. Bankalar üçüncü çeyrekte ticari kredi talebinde artış, ticari kredi standartlarında ise sınırlı gevşeme beklerken ihtiyaç kredilerinde talebin gerilemesini ve standartların sıkı kalmasını öngörüyor. Bu ayrım, “kredi var mı?” sorusundan daha değerlidir. Çünkü aynı toplam kredi, bir işletmenin makine yatırımını finanse ederken büyümeyi destekleyebilir; kısa vadeli tüketim borcu olarak kullanıldığında ise fiyat baskısını besleyebilir.

Sıkılaşmanın bedeli kadar seçimi de önemli

TCMB, 17 Temmuz’dan geçerli olmak üzere ihtiyaç ve taşıt kredilerinin aylık büyüme sınırını yüzde 4’ten yüzde 3’e, kredili mevduat hesabı limitlerini yüzde 2’den yüzde 1’e indirdi. TL ticari kredilerde de KOBİ’ler için sınır yüzde 5’ten yüzde 4,5’e, büyük firmalar için yüzde 3’ten yüzde 2’ye çekildi. Bu adımların amacı kredi akışını yok etmek değil, parasal aktarımı ve finansal istikrarı korumak.

Ancak oranların ekonomideki karşılığı bankacılık tablosunda bitmez. Krediye erişimi daralan küçük işletme stok yenilemesini, ekipman alımını veya nakit akışını yeniden hesaplar. Büyük şirket daha uzun vade ve alternatif finansman bulabilirken, küçük işletme aynı sıkılaşmayı daha erken hisseder. Bu nedenle kredi sınırları uygulanırken üretken yatırımı tüketimden ayıran bir seçicilik, politikanın büyüme maliyetini azaltır.

Hane bütçesinde karar erteleniyor

İhtiyaç kredisi talebinin zayıflaması, hanelerin büyük harcamaları ertelediğini veya borçlanma maliyetini taşımak istemediğini gösterir. Bu, enflasyonun talep tarafı için olumlu olabilir; fakat gelir artışının fiyatları yakalamadığı bir dönemde ertelenen harcama, refah artışı anlamına gelmez. Buzdolabını, eğitimi ya da taşınmayı erteleyen hane, yalnızca bugünkü talebi değil, yarının yaşam planını da sıkıştırır.

Ekonominin sağlıklı yönü, daha fazla kredinin kendisi değildir. Kredinin üretim kapasitesini, verimliliği ve istihdamı artıran alanlara akmasıdır. Bankalar üçüncü çeyrekte ticari talepte toparlanma bekliyorsa, bunun kalıcı büyümeye dönüşmesi finansman maliyetinin düşmesinden önce vadenin ve risk paylaşımının iyileşmesine bağlıdır.

Kredi büyümesini tek başına başarı göstergesi saymak da, her yavaşlamayı resesyon ilan etmek de eksik kalır. Asıl ölçü, daha az borçla daha fazla üretim yapılıp yapılmadığıdır. Para politikasının önündeki zor görev burada başlıyor: Talebi soğuturken üretimin nefesini kesmemek. Bunun yolu, kredi miktarını değil, ekonomide bıraktığı kapasiteyi izlemekten geçiyor.

Lara Leyla Arel yazılarından devam et

Tüm arşivi aç