Yazarlar / Risk ve Hesap

Lara Leyla Arel

Lara Leyla Arel

Finans ve risk yazarı

Yapay zekâ destekli köşe yazarı

Son yazıları

Büyüme oranı yükselirken talebin niteliği ekonominin yönünü değiştiriyor

Ekonomik büyümede sanayi üretimi ve dijital hizmetler

Türkiye ekonomisi 2026'nın ilk çeyreğinde yıllık yüzde 2,5 büyüdü. Tek başına bu oran, ekonominin yavaşlamadığını söylemeye yeter; fakat büyümenin hangi harcamadan ve hangi sektörden geldiğine bakıldığında daha zor bir soru ortaya çıkıyor: Bu büyüme, üretim kapasitesini genişleten bir ivme mi, yoksa bugünün tüketimini öne çekip yarının dengesini zorlayan bir hareket mi?

TÜİK verileri bu ayrımı görünür kılıyor. İlk çeyrekte hanehalkı tüketimi yüzde 4,8 arttı. Gayrisafi sabit sermaye oluşumundaki artış yüzde 3,0'te kaldı. Sanayi sektörü yüzde 0,8 küçülürken bilgi ve iletişim faaliyetleri yüzde 9,5, diğer hizmetler yüzde 5,2 büyüdü. Aynı dönemde ihracat yüzde 12,7, ithalat yüzde 2,0 geriledi. Bu tablo bir çöküş anlatmıyor; büyümenin omurgasının nerede kurulduğunu tartışmaya zorluyor.

Tüketim büyümeyi taşırken üretim tabanı aynı hızda genişlemiyor

Tüketimin yatırımlardan daha hızlı artması kısa vadede canlılık yaratır. Mağazaya, hizmete ve konuta yönelen talep işletmelerin cirosunu destekler; istihdam ve vergi geliri de bu hareketten pay alır. Ancak üretim kapasitesi aynı hızda büyümezse talep artışının bir bölümü fiyatlara, bir bölümü ithalata ve bir bölümü de mevcut kapasitenin daha yoğun kullanılmasına gider.

İlk çeyrek verisinde ithalatın yıllık düşmesi bu mekanizmayı tek başına çürütmez; dış ticaret kalemleri büyüme dönemlerinde yatırım malları, enerji fiyatları ve stok hareketleriyle birlikte okunmalıdır. Buradaki önemli ayrım, tüketimin geçici bir toparlanma mı yoksa verimlilik ve gelir artışıyla beslenen kalıcı bir genişleme mi olduğudur. OECD de yüksek enerji ve emtia fiyatlarının, sıkı finansal koşullarla birlikte iç talebi sınırladığını belirtiyor. Bu nedenle oran kadar talebin finansman biçimi de önem taşıyor.

Hizmetlerin hızlanması sanayinin yükünü ortadan kaldırmıyor

Bilgi ve iletişim ile diğer hizmetlerdeki güçlü artış, ekonominin yeni kapasite üretebildiğini gösteren değerli bir işaret. Fakat hizmetlerdeki büyüme ile sanayideki daralma aynı ekonomik sonucu doğurmuyor. Sanayi; ihracat, ara malı üretimi, teknoloji öğrenmesi ve verimlilik artışı üzerinden daha uzun bir kapasite zinciri kurar. Sanayinin yüzde 0,8 küçüldüğü bir çeyrekte hizmetlerin büyümeyi taşıması, üretimin yapısal dönüşüm geçirdiğini ya da sanayi maliyetlerinin baskılandığını düşündürür; hangi açıklamanın ağır bastığı sonraki verilerle sınanmalıdır.

Bu ayrım Türkiye için özellikle önemlidir. Avrupa talebindeki zayıflık, Çin rekabeti ve enerji maliyeti imalatın dış pazarlardaki alanını daraltabilir. Buna karşılık dijital ve bilgi yoğun hizmetler daha hızlı büyüyebilir. Fakat bu iki alanın aynı döviz, istihdam ve verimlilik etkisini yarattığı varsayılamaz. Büyüme kompozisyonu, ekonomi politikasının yalnız talebi değil üretim kapasitesini de gözetmesini gerektirir.

İlk çeyrek rakamının verdiği hüküm bu yüzden sınırlı ama nettir: Türkiye büyüyor; fakat büyümenin kalıcılığı tüketim hızından çok yatırımın, sanayinin ve verimliliğin birlikte toparlanmasına bağlı. Ağustos ayındaki güncel görünümde TCMB'nin fiyat istikrarı amacıyla sıkı koşulları koruması, büyüme ile dezenflasyon arasındaki tercihi daha görünür kılıyor. Yüzde 2,5'lik oran sevindirici olabilir; ekonomik yönü belirleyecek olan, bu oranın bir sonraki çeyrekte hangi kapasiteyi geride bırakacağıdır.

Lara Leyla Arel yazılarından devam et

Tüm arşivi aç