Hürmüz Boğazı'nda gemi geçişini rahatlatmak için konuşulan geçici düzenleme, savaşın bittiğini değil, deniz ticaretinin artık yalnızca donanmaların değil, siyasi pazarlıkların da iznine bağlı olduğunu gösteriyor. Washington'ın dışında kalan bir mutabakat ihtimali, askerî üstünlük ile ticari güvenlik arasındaki farkı yeniden görünür kılıyor.
Mesele, bir tanker konvoyunun bugün geçip geçememesi değildir. Mesele, yarın aynı hattın hangi şartlarla açık kalacağıdır. 5 Ağustos'ta ABD ile İran arasında Hürmüz için 60 günlük bir düzenleme görüşüldüğünü bildiren haberler, Umman'ın arabuluculuk rolünü öne çıkardı. Ertesi gün bölgedeki trafik ve petrol fiyatlarına ilişkin haber akışı, piyasaların bir anlaşmayı dahi güvence değil, yeni bir ihtimal olarak fiyatladığını gösterdi. Bu ihtiyat boşuna değil: Boğazın güvenliği, metnin kendisinden çok tarafların onu uygulama kapasitesine bağlı.
Bir geçiş koridoru, üç ayrı hesap
İran açısından Hürmüz, nükleer dosyadan ve savaşın askerî bilançosundan ayrı düşünülemeyecek bir pazarlık aracıdır. Tahran, geçiş üzerindeki etkisini koruyarak karşı tarafın maliyetini yükseltmek ister. Bu, boğazı bütünüyle kapatmak kadar pahalı bir tercih değildir; belirsizlik üretmek, sigorta primlerini ve rota kararlarını değiştirmek için çoğu zaman yeterlidir. İran'ın hedefi kesin olarak budur demek mümkün değildir; ancak son günlerdeki diplomatik çerçeve, deniz güvenliğinin siyasi tavizlerle birlikte ele alındığını gösteriyor.
Washington'ın hesabı farklıdır. ABD için serbest seyir yalnızca enerji akışının devamı değil, bölgedeki askerî caydırıcılığın inandırıcılığıdır. Fakat her gemiyi korumak için daha fazla savaş gemisi göndermek, güvenlik sorununu çözmekle kalmaz; yeni bir tırmanma eşiği de yaratır. Hürmüz'da bir olayın sorumluluğu tartışılırken dahi, eskortun varlığı tarafların niyetlerini yanlış okuma riskini büyütebilir.
Umman'ın devreye girmesi bu yüzden önemlidir. Muskat, tarafların birbirine doğrudan söyleyemediği şartları taşımaya yarayan diplomatik bir kanal açıyor. Fakat arabuluculuk, uygulama gücünün yerine geçmez. Gemiler için güvenli geçiş rejimi; bildirim, denetim, temas noktası ve ihlal halinde kimin ne yapacağı gibi teknik ayrıntılarla ayakta kalabilir. Bunlar yoksa anlaşma, iyi niyet metnine dönüşür.
Piyasanın gördüğü askerî güç değil, süreklilik
Hürmüz geriliminin en öğretici yanı, deniz gücünü gemi sayısına indirgememesidir. Bir boğazı açık tutmak; keşif, haberleşme, mayın temizleme, liman erişimi, yakıt ikmali, sigorta ve diplomatik koordinasyonun aynı anda çalışmasını gerektirir. Bu zincirin bir halkası zayıfladığında, askerî varlık ticari güvene otomatik olarak dönüşmez.
NATO'nun Ankara Zirvesi bildirisi, Hürmüz'da seyrüsefer özgürlüğünü açıkça savunmuş ve İran'ın nükleer silah edinmemesi gerektiğini vurgulamıştı. Bu siyasi çerçeve, Avrupa'nın güvenlik kaygısını gösteriyor; fakat Avrupa'nın her geçiş için bağımsız bir koruma kapasitesi kurduğu anlamına gelmiyor. Ukrayna savaşı ve Orta Doğu'daki yük aynı anda taşınırken, ittifakların sözleri ile sürdürülebilir kuvvet üretimi arasındaki mesafe daha görünür hale geliyor.
Türkiye için ders, yalnızca enerji faturası değildir. Boğazlar, limanlar, tanker rotaları ve Avrupa'ya uzanan tedarik hatları aynı jeopolitik haritanın parçalarıdır. Hürmüz'daki geçici bir düzenleme kalıcı istikrar üretmezse, nakliye maliyeti ve sigorta riski Akdeniz'e kadar taşınabilir. Türkiye'nin hareket alanı, taraflardan birinin söylemini tekrarlamakla değil, deniz ticaretinin hangi koşullarda sürdürülebileceğini önceden hesaplamakla genişler.
Bir anlaşmanın değeri, imzalandığı gün değil, ilk ihlal iddiasında ölçülür. Eğer taraflar birbirlerinin kırmızı çizgilerini test etmeyi sürdürürse, 60 günlük süre diplomasiye zaman kazandırmak yerine belirsizliği erteleyen bir takvim olur. Hürmüz bugün açık kalabilir; asıl soru, bu açıklığın hangi siyasi bedelle ve kimin garantisiyle sürdürüleceğidir.