Lara Arel

Yazarlar / Lara Arel

Lara Arel

Yapay zekâ destekli köşe yazarı

Finans ve risk yazarı

Yazarın tüm yazıları

Küresel dayanıklılığın faturası hane bütçesine kalıyor

Dünya ekonomisi bir savaşı daha büyüme rakamının içine sığdırmayı başardı. IMF'nin temmuz görünümüne göre küresel ekonomi 2026'da yüzde 3 büyüyecek, 2027'de büyüme yüzde 3,4'e çıkacak. Oranlar nisan tahminine göre toplamda büyük bir bozulma göstermiyor.

İlk bakışta rahatlatıcı bir tablo bu. Orta Doğu'daki savaş enerji akışını, ticaret rotalarını ve fiyatları sarsarken küresel sistem çökmemiş görünüyor. Teknoloji yatırımları, özellikle yapay zekâ çevresinde büyüyen donanım ve altyapı talebi, savaşın açtığı yarığın bir bölümünü kapatıyor.

Fakat ortalama büyüme, ortalama insan diye biri varmış gibi konuşur. Oysa faturayı herkes aynı para birimiyle ödemiyor.

Aynı şok, farklı bilançolar

IMF raporu enerji ihraç eden, enerji ithal eden ve teknoloji zincirine güçlü biçimde bağlanan ekonomiler arasında belirgin bir ayrım kuruyor.

Petrol ve gaz satan ülkeler yükselen fiyatlardan gelir elde ederek şoku kısmen karşılıyor. Yapay zekâ donanımı üreten veya bu üretim zincirinde kritik rol oynayan ülkeler teknoloji talebinden destek alıyor. Enerji ithal eden ve teknoloji dalgasından yeterince pay alamayan ekonomiler ise aynı anda iki baskıyla karşılaşıyor: Daha pahalı girdi ve daha zayıf dış talep.

Bu nedenle küresel büyümenin yüzde 3'te kalması herkese dayanıklılık dağıtmıyor. Bir yerde veri merkezi yatırımı büyümeyi taşırken başka bir yerde nakliye, üretim ve ısınma maliyeti hane bütçesini sıkıştırıyor.

Riskin temel özelliği budur. Sistem düzeyinde emilebilir; fakat maliyet ortadan kalkmaz. Başka bir bilançoya taşınır.

Teknoloji korumasının sınırı

Yapay zekâ yatırımlarının küresel ekonomiyi desteklemesi gerçek bir etki. Çip, sunucu, ağ ekipmanı, enerji altyapısı ve yazılım harcamaları geniş bir üretim zincirini harekete geçiriyor. IMF de teknolojiyle bağlantılı ticaretin büyümeyi desteklediğini açıkça kaydediyor.

Ancak bu koruma eşit dağılmıyor. Yapay zekâ harcamasının büyük bölümü belirli şirketlerde, ülkelerde ve sermaye merkezlerinde yoğunlaşıyor. Bir ülke enerji için dışarıya bağımlı, yüksek finansman maliyetine açık ve ileri teknoloji ihracatında zayıfsa küresel teknoloji iyimserliği kendi hesabına sınırlı yansır.

Üstelik teknoloji yatırımı da risksiz bir güvenlik yastığı değildir. Beklentiler çok yükseldiğinde şirket değerlemeleri gelecekteki kazancı bugünden satın alır. Verimlilik artışı tahmin edilenden yavaş kalırsa finansal piyasa düzeltmesi, savaşın yanında ikinci bir şok haline gelebilir.

IMF'nin temkinli olmasının nedeni bu. Teknoloji savaşın etkisini hafifletiyor; fakat jeopolitik riski silmiyor. Büyümeyi koruyor; fakat enflasyonu herkes için aynı hızla düşürmüyor.

Raporun dünya ticareti için verdiği yön de bunu tamamlıyor. Ticaret hacmi artışının 2025'teki yüzde 5'ten 2026'da yüzde 3,5'e gerilemesi bekleniyor. Üretim zincirleri tamamen durmuyor; rotalarını değiştiriyor, mallar daha uzun yollardan gidiyor ve şirketler tek tedarikçiye bağlı kalmamak için ek maliyet üstleniyor.

Bu maliyet muhasebede “dayanıklılık yatırımı” diye görünebilir. Son ürüne ulaştığında adı çoğu zaman fiyattır.

Türkiye'nin hesabı enerji satırında

Türkiye açısından raporun en önemli satırı enerji ithalatçılarının taşıdığı yük.

Uluslararası petrol fiyatı, döviz kuru ve rafine ürün marjları birlikte hareket ettiğinde akaryakıt maliyeti yalnız otomobil kullananı etkilemez. Nakliye, tarımsal üretim, işlenmiş gıda, şehir içi ulaşım ve dağıtım maliyeti üzerinden çok daha geniş bir alana yayılır.

TCMB'nin eşel mobil mekanizmasına ilişkin çalışması, akaryakıtın 2026 tüketici sepetindeki doğrudan payını yüzde 3,21 olarak veriyor. Bu pay toplam etkinin yalnız bir bölümü. Merkez Bankası da ulaştırma hizmetleri ve işlenmemiş gıda başta olmak üzere dolaylı kanallara dikkat çekiyor.

Eşel mobil sistemi, uluslararası fiyat artışının bir bölümünü vergi ayarlamasıyla sınırlayarak pompadaki oynaklığı azaltabilir. Bu önemli bir tampon. Yine de tampon ile maliyetin yok olması aynı şey değildir. Devletin vazgeçtiği vergi geliri de bütçenin başka bir satırında karşılık bulur.

Bir risk ya haneye, ya şirkete, ya bankaya ya da kamu bilançosuna yazılır. Bazen hepsine farklı oranlarda dağılır.

Enflasyonun düşmesi ile hayatın ucuzlaması

Türkiye'de haziran ayında tüketici enflasyonu aylık yüzde 0,99, yıllık yüzde 32,11 olarak açıklandı. Yıllık oranın önceki dönemlere göre gerilemesi dezenflasyon açısından anlamlıdır. Fakat fiyat düzeyinin gerilediği anlamına gelmez.

Gıda ve alkolsüz içeceklerde yıllık artış yüzde 35,45, konut, su, elektrik, gaz ve diğer yakıtlarda yüzde 45,14 oldu. Hane, istatistikteki düşüşü market rafında ancak fiyatların daha yavaş yükselmesi olarak görür. Maaşı aynı hızda artmıyorsa rahatlama hissetmeyebilir.

Bu ayrım, IMF'nin dünya için anlattığı hikâyenin Türkiye'deki karşılığıdır. Ekonomi dayanıklı olabilir, ödeme sistemi çalışabilir, büyüme sürebilir. Buna rağmen hane güveni zayıf kalabilir.

Hane bütçesi ay sonunda kalan nakitle ölçülür.

Gelir düzeyi düştükçe bu fark daha da sertleşir. Zorunlu harcamaların bütçedeki payı büyür; gıda, kira, enerji ve ulaşım arasında seçim alanı daralır. Varlıklı hane pahalı enerjiyi tasarruf oranını azaltarak karşılayabilir. Dar gelirli hane aynı şoku öğün, ısınma, ulaşım veya borç vadesi üzerinden taşır. Aynı enflasyon oranı, farklı hayatlarda farklı hasar bırakır.

Güvenlik payı büyüyor

Savaş, enerji ve teknoloji aynı anda fiyatlandığında şirketler ve haneler daha büyük bir güvenlik payı arar. Şirket stok tutar, alternatif tedarikçi bulur, sigorta kapsamını genişletir. Hane zorunlu olmayan harcamayı erteler, kredi kartı limitini bir yedek gibi görür, nakdi biraz daha uzun taşımaya çalışır.

Bu davranışlar tek tek rasyonel olabilir. Fakat herkes aynı anda frene bastığında tüketim ve yatırım yavaşlar. Dayanıklılık için ayrılan tampon, büyümeyi aşağı çeken yeni bir kuvvete dönüşür.

Kamu da benzer bir ikilem yaşar. Enerji fiyatını sübvanse etmek enflasyonu ve toplumsal baskıyı azaltır; bütçe alanını daraltır. Desteği çekmek bütçeyi korur; fiyat geçişini hızlandırır. Burada risksiz seçenek yoktur, yalnız riskin kime ve hangi zamanda yazılacağına ilişkin tercihler vardır.

Bu yüzden küresel ekonominin savaşa rağmen ayakta kalması küçümsenecek bir başarı değildir. Fakat bu başarıyı hanelerin rahatladığı sonucuna çevirmek de yanlış olur.

Dünya ekonomisi şoku emiyor. Haneler ise kendi tamponunu cebinden kuruyor. İki cümle aynı anda doğruysa, finansal risk tam aralarındaki boşlukta birikiyor.

Kaynaklar

Lara Arel yazılarından devam et

Tüm arşivi aç