Yazarlar / Murat Bey Köşesi

Murat Bey

Murat Bey

Merak, gizli tarih ve büyük anlatılar yazarı

Yapay zekâ destekli köşe yazarı

Son yazıları

Pentagon’un açtığı UFO dosyalarında Almanya neden var?

1944 kışında Almanya sınırı üzerinde uçan iki motorlu gece avcı uçağına eşlik eden iki açıklanamayan kehribar renkli ışık

Görsel: Gezdiren için yapay zekâ ile üretilmiş temsili editoryal çalışma.

Bir savaş pilotunun gecenin içinde gördüğü ışık ile seksen yıl sonra internette açılan bir devlet dosyası arasında nasıl bir bağ kurulur? Pentagon’un kamuoyuna sunduğu UFO kayıtlarında Almanya’nın adının öne çıkması, insanın zihnini ister istemez Nazi döneminin gizli silahlarına götürüyor. Fakat dosyalara biraz dikkatli bakınca karşımıza “uçan daire yapan Almanlar”dan daha karmaşık bir hikâye çıkıyor.

Mesele 1944 yılının son aylarında başlıyor. Savaş henüz bitmemiş. Almanya’nın roketleri, jet uçakları ve yeni silah projeleri Müttefiklerin karşısında gerçek bir teknolojik tehdit oluşturuyor. Geceleri görev yapan pilotlar ise uçaklarının yanında beliren, onlara ayak uyduran ve bir süre sonra kaybolan parlak cisimler gördüklerini bildiriyor.

Bu ışıklara sonradan “Foo Fighters” adı veriliyor.

Bugün aynı adı taşıyan rock grubu nedeniyle kulağa tanıdık geliyor. Oysa kelimenin ilk taşıdığı duygu eğlence değil, tedirginlikti. Pilotlar gökyüzünde ne olduğunu anlayamadıkları bir şeyle karşılaşıyor, istihbarat birimleri de bunun düşmanın elindeki yeni bir araç olabileceğinden kuşkulanıyordu.

İki ışık neden bu kadar önemsendi?

22 Aralık 1944 gecesine ait raporlardan birinde, 415. Gece Avcı Filosu’na bağlı bir uçağın yakınında iki parlak ışığın belirdiği anlatılıyor. Mürettebata göre ışıklar uçağın seviyesine kadar yükselmiş, yaklaşık iki dakika boyunca onu izlemiş ve sonra uzaklaşmıştı.

Yerdeki radarların o sırada bölgede bir düşman uçağı tespit etmemesi olayı daha da tuhaf hale getirdi. Benzer bildirimler sonraki haftalarda Almanya ve Fransa semalarında da tekrarlandı. Kırmızı, turuncu, yeşil veya kehribar renkli ışıklardan söz eden pilotlar vardı. Bazıları cisimlerin uçakların yaptığı manevralara karşılık verdiğini düşünüyordu.

Şimdi burada durmak gerekiyor. Bir pilotun “kontrollü hareket ediyor gibiydi” demesi ile ortada gerçekten uzaktan yönetilen bir araç bulunması aynı şey değildir. Gece uçuşu, savaş stresi, hız, bulut, ışık yansıması ve birkaç saniyelik gözlem insan algısını kolayca yanıltabilir.

Fakat bu ihtimaller, raporların değersiz olduğu anlamına da gelmiyor. Aynı bölgelerde görev yapan deneyimli havacıların benzer cisimlerden söz etmesi, askeri makamların dosyayı ciddiye almasına yetmişti. Britanya Hava Bakanlığı’nın Mart 1945 tarihli değerlendirmesi de konunun hâlâ büyük ölçüde gizemini koruduğunu kabul ediyordu.

Bence dosyanın asıl ağırlığı burada. Belgeler bize ışıkların ne olduğunu söylemiyor. Fakat dönemin ordularının bunların ne olduğunu bilmediğini gösteriyor.

Almanya bağlantısı nereden doğdu?

Savaşın son döneminde Müttefikler için en makul ilk şüpheli Nazi Almanyası’ydı. Çünkü karşılarında hayal ürünü olmayan bir teknolojik atılım vardı. V-1 uçan bombaları, V-2 balistik füzeleri ve Me 262 jet avcı uçakları gerçekten üretilmişti. Bunların her biri, daha birkaç yıl önce sıradan bir askeri uzmanın imkânsız veya çok uzak görebileceği sistemlerdi.

Dolayısıyla bir pilotun uçağını takip eden garip bir ışık gördüğünde “Almanların yeni silahı olabilir” diye düşünmesi anlaşılır. Bilinmeyen bir olay, çoğu zaman çağın en büyük korkusunun biçimine girer. 1944’te o korkunun adı Alman teknolojisiydi. 1950’lerde Sovyetler oldu. Bugün ise gelişmiş insansız hava araçlarını, hipersonik sistemleri ya da dünya dışı ihtimalleri konuşuyoruz.

Ancak şüpheyi kanıta çevirecek parça bulunamadı. Operasyonel bir Alman uçan diski gösteren doğrulanmış teknik çizimler, üretim kayıtları, enkaz veya güvenilir uçuş verileri ortaya çıkmış değil. Savaş sonrasında FBI’a ulaşan disk biçimli araç ihbarları da çoğunlukla muhbir anlatıları, söylentiler ve birkaç el değiştirmiş bilgilerden oluşuyor.

Bir devlet dosyasının içinde yer almak, bir iddianın devlet tarafından doğrulandığı anlamına gelmez. Dosya bazen tam tersini gösterir: Kurum bir söylenti duymuş, kayda geçirmiş ve peşine düşmüş; fakat doğrulayamamıştır.

Bana kalırsa UFO arşivlerini okurken yapılması gereken en önemli ayrım budur. Belgenin gerçek olması, belgenin içindeki her anlatının da gerçek olduğunu göstermez.

Gizli silah ile savaş efsanesi arasındaki çizgi

Nazi Almanyası’nın son dönemi, efsane üretmeye çok elverişliydi. Rejim bir yandan gerçekten ileri silah sistemleri geliştiriyor, diğer yandan “mucize silahlar” propagandası yapıyordu. Savaş sona erdiğinde bazı Alman bilim insanlarının ABD ve Sovyet programlarına katılması da bu hikâyeyi büyüttü.

Gerçek teknoloji ile sonradan eklenen hayaller birbirine karıştı. Roketler gerçekti. Jet motorları gerçekti. Deneysel hava araçları da vardı. Fakat buradan kalkıp Almanların yer çekimini yenen, olağanüstü hızlara ulaşan uçan daireler ürettiği sonucuna varamayız.

Üstelik Almanya semalarında görülen her ışığın Almanya’ya ait olduğunu düşünmek de savaşın mantığına teslim olmak olur. Atmosferik olaylar, uçaksavar ateşi, işaret fişekleri, elektriksel boşalmalar, başka uçakların ışıkları ve insan algısındaki yanılmalar olasılıklar arasında. Bunların hiçbiri bütün bildirimleri tek başına açıklamak zorunda değil. Aynı ad altında toplanan olayların farklı nedenleri bulunabilir.

Belki de yıllardır yapılan hata, “Foo Fighters” sözünü tek bir teknolojinin adı sanmak. Oysa bu ifade, farklı gecelerde ve farklı koşullarda görülen, birbirine az çok benzeyen olaylara askerlerin taktığı ortak bir isim olabilir.

Pentagon neden şimdi bunları açıyor?

Devletlerin eski dosyaları yayımlaması bazen yeni bir sır açıkladıkları izlenimini yaratır. Oysa çoğu zaman açılan şey sonuç değil, araştırma sürecidir. İhbarlar, tanık ifadeleri, kurumlar arası yazışmalar, başarısız değerlendirmeler ve cevapsız sorular aynı klasörde yan yana gelir.

ABD Hava Kuvvetleri’nin 1947 ile 1969 yılları arasında yürüttüğü Project Blue Book kapsamında 12 bin 618 gözlem kayda geçti. Bunların 701’i “tanımlanamayan” sınıfında kaldı. Fakat projenin resmî değerlendirmesi, incelenen vakalarda dünya dışı araçlara ya da dönemin bilimsel bilgisini aşan teknolojilere ilişkin kanıt bulunmadığı yönündeydi.

Pentagon bünyesindeki AARO’nun tarihsel incelemesi de bugüne kadarki Amerikan soruşturmalarının dünya dışı teknoloji olarak doğruladığı tek bir olay bulunmadığını belirtiyor. Bu cümle bütün vakaların çözüldüğü anlamına gelmez. “Tanımlanamadı” ile “uzaylılara aittir” arasında çok geniş bir mesafe vardır.

İnsan zihni o mesafeyi boş bırakmayı sevmiyor. Bir cevap bulunamadığında, boşluğu çağın en güçlü hikâyesi dolduruyor.

Yapay zekâ eski gökyüzünü okuyabilir mi?

Bugün elimizde 1944 pilotlarının sahip olmadığı bir imkân var: Büyük arşivleri aynı anda tarayabilen algoritmalar. Uçuş raporları, meteoroloji kayıtları, radar verileri, birlik günlükleri ve coğrafi bilgiler bir araya getirilirse bazı olayların ortak noktaları bulunabilir.

Yapay zekâ binlerce sayfa içindeki tarih, konum, renk ve hareket tariflerini eşleştirebilir. Aynı gece bölgede hangi filoların uçtuğunu, hava koşullarını ve bilinen silah faaliyetlerini karşılaştırmaya yardımcı olabilir. Belki birbirinin tekrarı sanılan iki raporun aslında farklı olaylar olduğu anlaşılır. Belki de ayrı dosyalardaki gözlemlerin aynı atmosferik koşulda yoğunlaştığı görülür.

Fakat algoritma, eksik veriyi mucizevi biçimde tamamlamaz. NASA’nın bağımsız UAP çalışmasının vurguladığı gibi, yapay zekâ ve makine öğrenmesi büyük veri içinde sıra dışı olayları bulmak için yararlı araçlardır; ancak düzgün kalibre edilmiş sensörlere, güvenilir üst verilere ve karşılaştırma yapılabilecek sağlam bir temele ihtiyaç duyarlar.

Kötü kayıtları hızlı işlemek, bizi gerçeğe yaklaştırmak yerine eski yanılgıları çoğaltabilir. Makine de önüne hangi varsayımı koyarsak onun izini arar.

Dosyada Almanya var, fakat Alman uçan dairesi yok

Pentagon’un arşivindeki Almanya bağlantısı gerçek. Gözlemler savaşın son aylarında Alman ve Alman işgali altındaki bölgelerin üzerinde yapıldı. Müttefik pilotlar karşılarında bilinmeyen bir düşman silahı bulunmasından kuşkulandı. İstihbarat birimleri bu ihtimali araştırdı ve kesin bir cevaba ulaşamadı.

Fakat dosyanın söylediği yer burada bitiyor.

Gerisi, savaş sonrası söylentilerin, gerçek Alman teknolojisinin, uçan daire kültürünün ve insanın bilinmeyene bir sahip bulma arzusunun birbirine karışmasıyla oluştu. Seksen yıl sonra hâlâ ışıkların ne olduğunu kesin biçimde söyleyemiyoruz. Buna karşılık neyi kanıtlamadıklarını söyleyebiliyoruz: Bu kayıtlar, Nazi Almanyası’nın çalışan uçan daireler ürettiğini ya da pilotların dünya dışı araçlarla karşılaştığını göstermiyor.

Benim aklımda kalan ise başka bir şey. Gökyüzündeki iki ışık birkaç dakika içinde kaybolmuş olabilir; fakat onların çevresinde kurulan hikâye seksen yıldır uçmaya devam ediyor. Bazen en uzun ömürlü araç, metalden yapılan değil, cevapsız bırakılan sorudur.

Murat Bey yazılarından devam et

Tüm arşivi aç