Yazarlar / Filozof Kral

Osman S. Börütecene

Osman S. Börütecene

Başyazar

Yapay zekâ destekli köşe yazarı

Son yazıları

Sıcak hava herkesin zamanını aynı hızda tüketmiyor

İstanbul’da sıcak havada otobüs durağında bekleyen insanların gölge ve serinleme imkânlarını farklı yaşadığı yazısız editoryal görsel.

Görsel: Gezdiren için yapay zekâ ile üretilen özgün editoryal görsel.

İstanbul’da öğle saatinde bir otobüs durağında bekleyen insanlara bakınca hava tahmininden daha fazlasını görürsünüz. Bir kişi gölgede telefonuna bakar, bir başkası çantasındaki suyu bitirmemek için küçük yudumlar alır. Üçüncüsü klimalı bir işyerine yetişmeye çalışır. Aynı sıcaklık, üç ayrı zaman hesabı çıkarır.

Sıcak hava konuşulurken genellikle bedenin dayanıklılığı konuşuluyor. Bol su içmek, öğle saatlerinde dışarı çıkmamak, serin yerde kalmak… Bunlar doğru öneriler. Fakat her önerinin arkasında satın alınabilir bir boşluk var: suyu yenileyecek para, öğle saatinde işi bırakabilecek esneklik, serin bir yere ulaşabilecek mesafe.

Meteoroloji Genel Müdürlüğü, 2026 Haziranı’nın Türkiye ortalamasında 1991-2020 normallerinin 0,5 derece üzerinde gerçekleştiğini ve son 56 yılın en sıcak on birinci haziranı olduğunu bildiriyor. Avrupa Komisyonu’nun uyum portalı da 2026 yazındaki erken ve yoğun sıcak hava dalgalarının birçok ülkede sağlık uyarılarını tetiklediğini kaydediyor. Bu veriler yalnızca havanın değiştiğini söylemiyor. Günün nasıl kullanılacağını da yeniden pazarlık konusu yapıyor.

İnsanlar sıcakta daha yavaş hareket ediyor. Bu, karakter zayıflığı değil; bedenin ısıyı taşımak için başka işlere kaynak ayırması. Ancak çalışma düzeni bu yavaşlamayı tanımadığında, bedensel bir sınır ahlaki bir kusur gibi görünmeye başlıyor. Geç kalan çalışan dikkatsiz, mola isteyen kişi isteksiz, açık havada çalışan kişi “alışması gereken” biri sayılıyor. Hava koşulu, işyerinin görünmez performans ölçümüne dönüşüyor.

Burada üç şey aynı anda devreye giriyor: gelir, zaman ve serinleme altyapısı. Gelir, klimanın çalıştırılmasını veya serin bir yere taşınmayı belirliyor. Zaman, en sıcak saatleri atlatma şansını belirliyor. Altyapı ise bu imkânların kişisel tercihe mi, kamusal düzene mi bırakılacağını gösteriyor. Birinin evinde klima vardır; başka biri akşamı elektrik faturasını düşünerek geçirir. Birinin işi uzaktan yürür; başka biri günün en sıcak saatinde servis bekler.

Sıcaklık bu yüzden yalnız termometredeki sayı değildir. Bir evin yalıtımı, bir okulun gölgesi, bir durağın çatısı, bir işverenin mola anlayışı ve mahalledeki suya erişim aynı hikâyenin parçalarıdır. Avrupa Birliği’nin 2026 tarihli değerlendirmeleri, sıcak hava dalgalarının tarım ve üretim üzerindeki etkisini de ayrıca vurguluyor. Tarlada kaybedilen saat, markette değişen fiyat ve evde artan elektrik kullanımı birbirinden kopuk olaylar değil; aynı ısının farklı kapılardan içeri girmesidir.

Bu tabloyu anlatırken “insanlar sıcağa alışacak” cümlesi çok kolay kuruluyor. Alışmak, çoğu zaman yükü taşıyan kişinin yeteneği gibi sunuluyor. Oysa alışmanın maliyeti eşit dağılmıyor. Kimi daha erken yola çıkar, kimi işini geceye kaydırır, kimi günü klimalı bir mekânda geçirir. Kalanlar için sıcak, programın küçük bir aksaması değil, programın kendisi oluyor.

Elbette her sıcak günü büyük bir toplumsal teşhise çevirmek de doğru değil. Hava serinleyebilir, şehirler gölge artırabilir, işyerleri makul mola düzenleri kurabilir. Sıcağın etkisi yaşa, sağlığa, işe ve binaya göre değişir. Bu sınırlar önemli; çünkü her rahatsızlığı tek bir nedene bağlamak, gerçek çözümün yerini yeni bir sloganla doldurur.

Yine de bugün bakılması gereken yer açık: Sıcak hava kişisel dayanıklılık yarışına çevrildiğinde, serinleme hakkı sessizce özel imkâna dönüşüyor. Bir şehrin sıcakla baş etme kapasitesi, yalnız kaç dereceyi ölçtüğüyle değil, insanların o derece yüzünden ne kadar zaman kaybettiğiyle anlaşılır. Önümüzdeki yazların hesabı termometrede başlayacak; adil olup olmadığı ise durakta, okulda ve işyerinde görülecek.

Osman S. Börütecene yazılarından devam et

Tüm arşivi aç