Netflix, The Diplomatın dördüncü sezonunu kutlamak için Londra, Canberra, Brüksel ve Washington’da gösterimler düzenledi. Konuk listelerinde bakanlar, iletişimciler, danışmanlar, sözcüler ve özel kalemler vardı. Dizinin adı zaten diplomasi; davetli listesi de o adı salondan çıkarmayıp doğrudan gerçek dünyanın koridoruna taşıyor.
Ben bu ayrıntıya bakarım. Bir platform, siyasi gerilim dizisini yalnız yeni bölüm diye sunmuyor; o mesleğin çevresine de “sizin hikâyeniz burada” diyor. Bu, dizinin gerçek diplomasiye benzediğinin kanıtı sayılmaz. Netflix de böyle bir iddia kurmuyor. Fakat pazarlamanın seçtiği seyirci, eserin hangi merak duygusunu parlatmak istediğini açıkça gösteriyor.
Netflix’in 16 Ekim tarihli duyurusuna göre dördüncü sezon 15 Ekim’de yayına girdi; dört şehirdeki ilk bölüm gösterimleri POLITICO ortaklığıyla yapıldı. Washington’daki etkinliğe Keri Russell, Rufus Sewell ve dizinin yaratıcısı Debora Cahn da katıldı. Cahn, dizinin dış hizmet üzerine az sayıdaki yapımdan biri olduğunu ve ona hakkını vermek istediklerini söyledi. Sezonun son iki bölümündeki kurgusal G7 zirvesi için çekimler İtalya’ya da uzanmış; şirket, sezon boyunca İtalya, Birleşik Krallık ve ABD’de 15’ten fazla şehir ve kasabada çalışıldığını belirtiyor.
Bu kadar yer adı, davetli ve ortaklık ilk bakışta gösterişli bir tanıtım paketine benziyor. Öyle zaten. Ama paketin akıllı yanı, dizinin insanlara neden çekici geldiğini saklamaması. The Diplomatı izleyen kişi yalnız büyükelçilik odalarını görmüyor; kapının önünde bekleyen kararları, resmi cümlenin arkasındaki pazarlığı ve herkesin birbirinin yüzüne bakarak yaptığı hesabı da izliyor. Mesleğin içinden gelenlere gösterim yapmak, bu fanteziyi biraz daha parlak bir çerçeveye koyuyor.
Yine de burada küçük bir fren lazım. Gerçek hayatta görev yapanların bir diziyi sevmesi, dizinin gerçeği temsil ettiği anlamına gelmez. Ekran, krizi seyredilebilir kılmak için temposunu yükseltir; kurumlar ise çoğu zaman yavaş, sıkıcı ve yazılı prosedürlerle ilerler. Davetli listesini bu ayrımın kanıtı gibi okumak, senaryonun gerçeğe ne kadar yaklaştığını olduğundan fazla sanmamıza yol açar. Seyirci de dizinin kurduğu gerilimle haberin taşıdığı gerilimi birbirine karıştırır.
Netflix’in seçimi bana şunu söylüyor: Artık prestij dizisi yalnız ödül sezonuna, eleştirmen sayfasına ya da hayran buluşmasına yaslanmıyor. Londra’dan Washington’a uzanan bu dört gösterim, hikâyenin kurumsal çevresine de ulaşmak için tasarlanmış. Ne âlâ; yeter ki o alkış, dizinin gerçeğin yerine geçtiği sanısına dönüşmesin. The Diplomatın etkisi diplomatların onayından gelmiyor. Dizinin toplantı odalarındaki gerilimi, izleyicinin izlediği pazarlığın sonucunu görmek istemesinden doğuyor.