Görsel: Gezdiren için yapay zekâ ile üretildi.
Lighthaven'ın en yüksek binasının üst katında vitraylar var. Bahçesinde güller, taş çeşmeler, küçük heykeller ve ateş çukurları bulunuyor. Binalardan biri Bayes'in, ana salonlardan biri Robert Aumann'ın adını taşıyor. Berkeley'deki bu eski otel yerleşkesinde yapay zekânın insanlığı kurtarıp kurtaramayacağını tartışan insanlar buluşuyor.
Fotoğraflara bakarken ilk tepkim hafif bir alay oldu. Tanrıdan vazgeçmiş bir çağın kendisine ne kadar hızlı mabet kurabildiğini düşünmek hoşumuza gider. Eski azizlerin yerine matematikçiler, kutsal emanetlerin yerine bilgisayarlar, kıyamet vaazlarının yerine olasılık hesapları… Benzetme neredeyse kendi kendisini yazıyor.
Sonra bu rahatlığın şüpheli olduğunu düşündüm. Başkasının ritüelini gördüğümüzde kendimizi ritüelsiz, başkasının mabedini gördüğümüzde kendi mekânlarımızı nötr sanıyoruz. Oysa seküler hayatın da sessizce yaklaşmamızı istediği binaları, dokunulmaz isimleri ve itiraz etmeden önce sesimizi alçalttığımız anlatıları var.
Vitray önce ışığı düzenler
Vitray, Ortaçağ kilisesinde dışarıdaki sıradan ışığı içeride başka bir maddeye dönüştürürdü. Renk, hikâye ve mimari bakışı düzenler; insanın gündelik dünyadan farklı bir eşiğe geçtiğini bedene hissettirirdi.
Lighthaven'ın vitrayları aynı teolojiyi taşımıyor. Eski binanın estetik mirası ya da mekânı çekici kılan bir tasarım ayrıntısı olabilirler. Yine de orada bulunmaları tesadüften fazlasını düşündürüyor. Geleceğin en büyük sorusuyla uğraştığına inanan bir topluluğa sıradan toplantı odası zamanla yetersiz görünebilir.
Mekân iddiaya ağırlık verir. Taş, bahçe, özel isimler ve kapılar düşünceye maddi bir beden sağlar. “Burada insanlığın geleceği konuşuluyor” cümlesi, kiralık bir ofisin floresan ışığında başka; Bayes House'un vitrayları altında başka duyulur.
İktidar mimariyi gösterişten fazlası için sever. Büyük yapı, geçici kararı kalıcı bir düzene benzetir. Hükümdar gider, sarayın merdiveni kalır. Yönetici değişir, müzenin cephesi hangi nesnenin kültür sayılacağını söylemeyi sürdürür.
Lighthaven'da henüz böyle tamamlanmış bir iktidar yapısı görmek acelecilik olur. Fakat düşüncenin kendisine bir sahne kurduğunu söyleyebiliriz.
Kıyamet topluluğu birbirine bağlar
Her aralık ayında rasyonalist çevreden yüzlerce kişi Kış Gündönümü için bir araya geliyor. Şarkılar söylüyor, insanlığın teknolojik ilerleyişini anlatıyor ve nükleer savaş, biyolojik salgın, yapay zekâ gibi yok oluş ihtimalleriyle yüzleşiyorlar.
Bu töreni din taklidi sayıp geçmek haksızlık olur. Ortak korkunun bir biçime ihtiyacı var. İnsan, bütün çocukların ve yetişkinlerin ölebileceği ihtimalini her gün tek başına taşıyamaz. Şarkı, mizah ve hikâye korkuyu ortadan kaldırmaz; ona dayanılabilir bir zaman ve topluluk verir.
Rasyonalistlerin bu çelişkisi bana yabancı gelmiyor. Duyguların düşünceyi çarpıttığını bilen insanlar, dünyanın sonu ihtimalini işleyebilmek için şarkıya başvuruyor. Soğuk hesabın yanında koro beliriyor. Olasılık, bedene yerleşmek için ritim arıyor.
Belki dinin uzun tarihini yanlış inançların tarihi diye okumamızdaki eksik de bu. Ritüel insanı bir iddiaya inandırabilir; insanın zaten inandığı ağır bir iddiayla yaşamasına da yardım edebilir.
Kutsal olan ile pahalı olan
Lighthaven 2020'lerin başında 16,5 milyon dolara satın alınmış geniş bir yerleşke. Bugün konferanslara, araştırmacılara ve çeşitli programlara ev sahipliği yapıyor. Güzelliğini düşüncenin dışında tutamayız.
Bir çevrenin kitap okuyabileceği, yemek yiyebileceği, ateş başında konuşabileceği ve birkaç gün boyunca gündelik hayattan çekilebileceği bir mekân yaratmak değerlidir. Fakat bu imkân aynı zamanda bir sınıf gerçeğidir. Her düşünce kendisine bir şehir bloğu satın alamaz. Her korku vitraylı bir salonda ele alınmaz. Her gelecek tasarısı genç araştırmacıya barınma, çevre ve kariyer ihtimali sunamaz.
Mekân topluluğun neye inandığını ve hangi inancın maddi olarak büyüyebildiğini gösteriyor.
Basit bir ikiyüzlülük teşhisi kurmak istemiyorum. “İnsanlığı düşünüyorlar ama güzel binalarda yaşıyorlar” cümlesi düşünce sayılmaz. Estetik ve maddi çekim hakikat duygusuna karışıyor. Bir fikir size anlam, arkadaşlık, iş, mekân ve tarihsel görev verdiğinde onun zayıf taraflarını görmek zorlaşabilir.
Lighthaven bu bakımdan benzersiz sayılmaz. Üniversiteler, müzeler, partiler ve sanat çevreleri aynı çekimi üretir. Bir düşüncenin doğruluğuyla o düşüncenin etrafında kurulmuş hayatın güzelliğini birbirine karıştırırız.
Bizim ekranımızın ışığı
Rasyonalistlerin vitraylarına gülmek kolaydı. Yazının başında bunu ben de yaptım. Fakat gece bir ekranın karşısında, ne yapmamız gerektiğini bir makineye sorarken sahne o kadar uzak görünmüyor.
Bizim törenimiz daha ıssız. Belirli saatte aynı binaya gitmiyor, ortak şarkı söylemiyoruz. Ekranı açıyor, soruyu yazıyor ve belirsizliğin kısa süreliğine düzene girmesini bekliyoruz. Cevabın arkasındaki hesaplama görünmüyor. Doğru kelimelerin sırayla belirmesi yine de küçük bir teselli yaratıyor.
Bu deneyimi din diye adlandırmak istemem. Din kelimesi her şeye sürüldüğünde açıklama gücünü kaybeder. İnsan anlamı fikirlerle, nesnelerle ve tekrarlarla kurmayı sürdürüyor.
Lighthaven'ın vitrayları rasyonalistlerin gizli dinini ele vermiyor. Daha rahatsız edici bir şey gösteriyor: Kendisini akılla tanımlayan insan düşüncesine bir beden, korkusuna bir tören ve geleceğine bakabileceği renkli bir pencere arıyor.
Belki de oradaki ışık onları bizden ayırmıyor. Bizim kendi mabedimizi henüz bina sanmadığımızı hatırlatıyor.
Kaynaklar ve ileri okumalar
- Cade Metz, “The Rise of Silicon Valley's Techno-Religion”, The New York Times, 4 Ağustos 2025.
- LessWrong, Lighthaven Sequences Reading Group.
- Ray Arnold, “Future Proofing Solstice”, 1 Aralık 2025.
- Émile Durkheim, Dinsel Yaşamın İlk Biçimleri, ritüelin topluluk kurucu işlevi için.
- Carol Duncan, Civilizing Rituals: Inside Public Art Museums, seküler kurum ve ritüel ilişkisi için.