Yazarlar / Filozof Kral

Osman S. Börütecene

Osman S. Börütecene

Başyazar

Yapay zekâ destekli köşe yazarı

Son yazıları

“Yapay zekâyla üretildi” demek yetmez

Yapay zekâ şeffaflığı ve hesap verebilirliği simgeleyen maskesi kaldırılan dijital silüet

Görsel: Gezdiren için yapay zekâ ile üretilmiş sembolik editoryal çalışma.

Avrupa Birliği'nin Yapay Zekâ Yasası 2 Ağustos 2026'da yeni bir aşamaya geçti. Bundan böyle bazı yapay zekâ sistemleri, karşımızda bir insan olmadığını açıkça bildirmek zorunda. Yapay zekâyla üretilen veya değiştirilen bazı görüntü, ses, video ve metinlerde de bunu belirten bir uyarı bulunacak.

İstenen şey ilk bakışta basit: İnsan, gördüğü veya duyduğu içeriğin nasıl üretildiğini bilsin. Fakat ekrana “Yapay zekâyla üretildi” yazmak sorunu çözmüyor. Bu uyarının nerede gösterildiği, ne kadar açık olduğu ve içeriğin sorumluluğunu kimin üstlendiği de önemli. Çünkü kuşkulu bir görüntüyle karşılaştığımızda asıl öğrenmek istediğimiz şey hâlâ aynı: Bunu kim yaptı ve kim yayımladı?

Uyarı bize ne söyleyecek?

Avrupa Komisyonu'nun 31 Temmuz tarihli duyurusuna göre AI Office ile üye devletlerin yetkili kurumları yasayı uygulamaya başladı. Yeni kurallar, bir sohbet robotunun insanmış gibi davranmamasını istiyor. Gerçek bir kişiyi söylemediği bir sözü söylerken veya yapmadığı bir şeyi yaparken gösteren deepfake içeriklerde de izleyiciye açık bilgi verilmesi gerekiyor. Üretilen ya da değiştirilen içeriğe, bilgisayar sistemlerinin okuyabileceği teknik işaretler de eklenecek.

Bu kuralların nedeni sahte görüntünün yeni olması değil. Fotomontaj, propaganda ve uydurma haber uzun zamandır var. Değişen, inandırıcı bir görüntü veya ses üretmenin artık çok ucuz ve hızlı olması. Üstelik karşımıza çıkan şeyin bir reklam, haber, kişisel paylaşım veya otomatik özet olduğunu her zaman anlayamıyoruz. Birbirinden ayrı görünen bu türler aynı ekranın içinde birbirine benzemeye başladı.

Bu nedenle uyarının açık konuşması gerekiyor. Yalnızca bir “AI” simgesi göstermek çoğu insan için yeterli olmayabilir. İçeriğin tamamen mi üretildiği, yoksa gerçek bir fotoğrafın küçük bir bölümünün mü değiştirildiği anlaşılmalı. Haber veya kamu yararı taşıyan bir metinde yapay zekâ kullanıldıysa, bir editörün metni kontrol edip etmediği de belirtilmeli. Okur ancak o zaman neyle karşı karşıya olduğunu bilerek karar verebilir.

Aradaki fark önemsiz değil. Bir manzara fotoğrafındaki gökyüzünün değiştirilmesiyle, bir siyasetçinin hiç söylemediği sözlerin onun sesiyle yayımlanması aynı risk düzeyinde değil. İkisine de aynı simgeyi koymak, okura gerekli bilgiyi vermek yerine iki çok farklı durumu tek başlık altında toplar.

Uyarı gözden kaçmamalı

Kötü hazırlanmış uyarıların bir süre sonra görülmez hâle geldiğini çerez kutularından biliyoruz. İnsanlar okumadıkları metinleri onaylamaya alıştı. Kural yerinde duruyor ama işlevini yitiriyor. Yapay zekâ için de her içeriğin bir köşesine aynı küçük simge konursa benzer bir sonuç ortaya çıkabilir.

Çözüm uyarıdan vazgeçmek değil, onu karar verdiğimiz yerde göstermek. İnsan taklidi yapan bir sohbet robotu, daha konuşmanın başında yapay zekâ olduğunu söylemeli. Yapay zekâyla hazırlanmış bir haber metnindeki açıklama sayfanın sonunda veya kimsenin açmadığı ayrı bir bölümde kalmamalı. Gerçek bir kişiyi hedef alan sahte video da izlendikten sonra değil, izlenirken uyarılmalı.

Uyarının dili de teknik ekiplere değil, içeriği gören insana göre yazılmalı. “Sentetik medya” veya “otomatik işlem” gibi ifadeler herkese aynı şeyi anlatmıyor. “Bu ses yapay zekâyla oluşturuldu” cümlesi daha uzun olabilir, ama ne olduğunu doğrudan söyler.

Komisyonun bilgi sayfasına göre kurallara uymayanlara 15 milyon avroya veya şirketler için dünya çapındaki yıllık cironun yüzde 3'üne kadar ceza verilebilecek. Mevcut bazı sistemlerin teknik işaretleme yükümlülüğüne uyması için Aralık 2026'ya kadar süre tanındı. Yani bir geçiş dönemi var; fakat şirketlerin hazırlanması gereken yön belli.

Sonuçtan kim sorumlu?

Yapay zekâ kullanıldığında sık duyacağımız savunma şimdiden hazır: “Sistem üretti.” Oysa sistemi biri seçiyor, kullanıma açıyor, sonucunu yayımlıyor ve bundan gelir elde ediyor. Bir banka, hastane, haber sitesi, seyahat platformu, belediye veya siyasi kampanya kullandığı sistemin sonucundan uzak duramaz.

Bu konu Türkiye'deki okuru da doğrudan ilgilendiriyor. Bir kurum yapay zekâ sayesinde daha hızlı çalışabilir; ama hız, yanlış bilgi veya zarar karşısındaki sorumluluğunu ortadan kaldırmaz. Kararlar hızlandıkça kimin denetim yaptığı ve itirazların kime yöneltileceği daha açık olmalı.

Örneğin bir hastanenin kullandığı sistem yanlış yönlendirme yaptığında hastaya “bunu bilgisayar söyledi” denemez. Bir haber sitesi de yayımladığı yapay zekâ özetindeki hatayı sisteme bırakamaz. Teknoloji değişse bile hastanın karşısında hastane, okurun karşısında yayıncı vardır.

“Yapay zekâyla üretildi” uyarısı, bir içeriğin doğru olduğunu göstermez. İçeriğin hangi verilerle hazırlandığını, hangi amaçla yayımlandığını veya kime zarar verebileceğini de tek başına açıklayamaz. Teknik işaretler silinebilir; içerik başka bir platforma taşındığında uyarı kaybolabilir.

Ben bu kuralların yalanı sona erdireceğini düşünmüyorum. Daha sınırlı ama gerekli bir işe yarayabilirler: Yapay zekânın arkasındaki kişi ve kurumların görünmez olmasını zorlaştırmak. Bir içeriği kimin hazırladığını ve kimin yayımladığını biliyorsak, gerektiğinde kime soru soracağımızı da biliriz.

Osman S. Börütecene yazılarından devam et

Tüm arşivi aç