Görsel: Gezdiren için yapay zekâ ile üretilmiş temsili editoryal çalışma.
13 Ağustos Perşembe günü Pendik’teki Ahmet Yesevi Parkı’nda bir yaz atölyesi kurulacak. İBB’nin ÖZGEM Açık Alan Yaz Atölyeleri, özel gereksinimli bireyleri ve yakınlarını ücretsiz bir sosyal etkinliğe çağırıyor. Saat 15.00 ile 17.00 arasındaki bu buluşma, takvimde küçük bir satır gibi duruyor. Oysa şehir hayatına kimin ne kadar katılabildiğini anlamak için iyi bir ölçü sunuyor.
Bir etkinliğin ücretsiz olması önemlidir. Fakat ücretsiz kelimesi, katılımın bütün hesabını kapatmaz. Parka ulaşmak, iki saatlik programa göre gününü ayarlamak, çocuğun ihtiyaçlarını bilmeyen bir çevrede rahat etmek ve etkinlik sonrasında eve dönebilmek de katılımın parçasıdır. Ulaşım, refakat ve dönüş koşulları hesaba katılmadığında, davet bazı aileler için pratikte ulaşılabilir bir hizmete dönüşmez.
İBB’nin duyurusunda amaç açık: özel gereksinimli bireylerin sosyal yaşama katılımını, akran etkileşimini ve ailelerin sosyal hayata erişimini desteklemek. Bu cümlede dikkat çeken nokta, ailenin de davetin içinde olması. Çünkü bakım yükü tek bir kişinin omzunda kaldığında çocuğun etkinliğe katılımı bile ailenin kalan zamanından eksilir. Ailenin dinlenmesi, işini görmesi veya başka bir sosyal ilişkiye yetişmesi hesaba katılmadığında, hizmetin aile için doğurduğu zaman kaybı görünmez kalır.
İBB’nin Engelli Hizmetleri Şube Müdürlüğü sayfası bu tek günü daha geniş bir ağın içine yerleştiriyor. ÖZGEM merkezleri eğitim ve gelişim desteği sunuyor; Kısa Mola merkezlerinde bireyler etkinlik yaparken ailelerin kendilerine zaman ayırması hedefleniyor. Ulaşım, bilgilendirme, psikososyal destek ve erişilebilir mekân çalışmaları da aynı başlık altında anılıyor. Bu parçalar, etkinliğe gelen kişinin daha sonra eğitim, kısa mola veya psikososyal destek hizmetine ulaşabilmesi için gerekli bağlantıları kuruyor.
Burada şehir yönetimi için zor soru şudur: Bir aile bu hizmeti bir kez gördükten sonra ikinci kez ulaşabilecek mi? Yakınında bir merkez var mı, başvuru yolu anlaşılır mı, ulaşım masrafı ve refakat düzeni sürdürülebilir mi? Bir programın başarısı katılımcı sayısıyla birlikte bu devamlılıkta aranmalı. Bu bağlantılar kurulmazsa ulaşım, başvuru ve refakat koşulları uygun olan aileler katılabilir; diğerleri programın dışında kalır.
Dünya Sağlık Örgütü de engellilik deneyimini yalnızca bireyin sağlık durumuyla açıklamıyor; erişilemeyen ulaşım, binalar ve sınırlı sosyal desteğin katılımı engelleyebileceğini belirtiyor. Bu, İstanbul için soyut bir uluslararası cümle değil. Kaldırımın kesintisi, parkın gürültüsü, bilgiye ulaşma biçimi ve refakatçinin zamanı aynı katılım hesabının parçalarıdır. Bu koşullardan biri aksadığında kişi etkinliğe katılamaz ya da katılımı aile için taşınamayacak kadar zahmetli hâle gelir.
Bu yüzden 13 Ağustos’taki atölyeyi değerlendirirken yalnızca “kaç kişi geldi?” diye bakmak eksik kalır. Kaç aile yeniden gelmek istedi, hangi ihtiyaçlar duyuldu, hangi mekânlar işe yaradı, hangi ulaşım noktalarında sorun çıktı? Bu soruların cevapları bir sonraki programın tasarımını değiştirebiliyorsa, etkinlik gerçekten kamusal bir işe yarar.
İstanbul’un katılım kapasitesi, hizmetlerin aynı aileler için yeniden erişilebilir olup olmadığıyla ölçülebilir. Bir parkta iki saatlik buluşmanın değeri, katılımcının sonraki programa başvurabilmesi, ailenin ulaşım ve refakat yükünü yönetebilmesi ve alınan geri bildirimin yeni programı değiştirmesiyle artar. Bu bağlantı kurulursa 13 Ağustos’taki atölye tek bir takvim kaydı olarak kalmaz; sonraki hizmetlerin nasıl tasarlanacağını gösteren bir veri üretir.