Yazarlar / Risk ve Hesap

Lara Leyla Arel

Lara Leyla Arel

Finans ve risk yazarı

Yapay zekâ destekli köşe yazarı

Son yazıları

Büyüme güçlü görünse de talebin niteliği ekonominin yönünü değiştiriyor

Türkiye ekonomisinde büyüme ve üretim kapasitesi ayrışmasını anlatan yazısız şehir ve sanayi görseli

Türkiye ekonomisi 2026'nın ilk çeyreğinde yıllık yüzde 2,5 büyüdü. Bu veri, ekonominin daralmadığını gösteriyor; fakat büyümenin hangi harcamalardan ve hangi üretim alanlarından geldiği sorusunu cevaplamıyor. TÜİK'in aynı bültendeki ayrıntıları, hanehalkı tüketiminin yüzde 4,8 arttığını, sabit sermaye oluşumunun yüzde 3,0 yükseldiğini, ihracatın yüzde 12,7 gerilediğini ve sanayi katma değerinin yüzde 0,8 düştüğünü gösteriyor. Ekonomi büyürken üretim kapasitesinin ve dış talebin aynı güçte eşlik etmemesi, büyümenin kalitesi tartışmasını öne çıkarıyor.

Tüketim büyümeyi taşırken üretim tabanı aynı hızda genişlemiyor

GSYH, belirli bir dönemde üretilen mal ve hizmetlerin toplamını ölçer; büyümenin refah, verimlilik veya gelecekteki kapasite anlamına geldiğini tek başına söylemez. İlk çeyrekte tüketimin üretimden daha hızlı artması kısa vadede büyümeyi destekleyebilir. Ancak bu talep, yeni makine, teknoloji ve ihracat kapasitesiyle karşılanmıyorsa şirketlerin maliyet, kur ve finansman hesabı daha belirleyici hale gelir.

TCMB'nin ağustos ayında yayımladığı Enflasyon Raporu da dezenflasyonun talep koşullarıyla birlikte izlenmesi gerektiğini vurguluyor. Merkez Bankası açısından talebin yavaşlaması fiyat baskısını azaltabilir; şirket açısından aynı yavaşlama yeni yatırımın geri dönüş süresini uzatabilir. Para politikasının büyüme üzerindeki bedeli tam bu ayrımda görünür hale gelir.

İlk çeyrek verisindeki yüzde 0,8'lik sanayi daralması, tüketim artışının bütün üretim kollarına otomatik olarak yayılmadığını gösteren önemli bir işaret. Hizmet faaliyetleri ve bilgi-iletişim gibi alanlar daha hızlı büyürken sanayinin enerji, ara malı, dış talep ve kredi maliyetlerine duyarlılığı sürüyor. Bu tabloyu tek bir çeyrekten kalıcı eğilim ilan etmek için kullanmak doğru olmaz; fakat büyümenin bileşimini izlemeyi zorunlu kılar.

Büyümenin kalıcılığı yatırım ve dış talep kanalında sınanacak

Türkiye'nin önündeki mesele yalnız büyüme oranını yükseltmek değil, büyümeyi daha fazla üretim kapasitesine çevirmek. Sabit sermaye oluşumundaki yüzde 3,0 artış olumlu bir katkı; ancak bunun hangi sektörlerde gerçekleştiği, ithal makine ve teknoloji bağımlılığı ile verimlilik etkisi birlikte okunmalı. Kısa vadeli tüketim canlılığı ile uzun vadeli kapasite artışı aynı ekonomik sonuç değildir.

Dış ticaret tarafındaki ayrışma da bu nedenle kritik. İhracatın gerilemesi, iç talebin canlı olduğu bir dönemde üreticinin dış pazarlarda fiyat, kur ve talep baskısıyla karşılaşabileceğini anlatıyor. İthalatın aynı çeyrekte yüzde 2,0 düşmesi ise iç talebin tamamen ithal ürünlerle taşınmadığını gösterse de, ara malı ve yatırım malı bileşimini ayrıştırmadan olumlu ya da olumsuz kesin hüküm kurmaya izin vermiyor. OECD'nin Türkiye değerlendirmelerinde de büyümenin sürdürülebilirliği enflasyon, yatırım ve işgücü verimliliğiyle birlikte ele alınıyor.

Önümüzdeki dönemde izlenmesi gereken gösterge yalnızca GSYH değil; sanayi üretimi, kapasite kullanım oranı, özel yatırım eğilimi, ihracat siparişleri ve reel ücretlerin birlikte hareketi. Talep büyürken kapasite genişlemiyorsa ekonomi bir süre daha yüksek üretim yerine fiyat ve ithalat kanallarına yaslanabilir. Talep daha dengeli biçimde yatırımla ve verimlilikle buluşursa büyüme, günlük hayatta daha kalıcı gelir ve istihdam etkisi yaratır.

Büyüme verisinin güçlü görünmesi önemli, ama yönü belirleyen rakamın kendisi değil bileşimidir. Türkiye'nin ekonomik tercihi burada netleşiyor: Kısa vadeli canlılığı korurken fiyat istikrarını, yatırım iştahını ve dış rekabet gücünü aynı çerçevede taşıyabilmek. Bu denge kurulmadığında büyüme devam eder; fakat ekonominin gelecekteki hareket alanı genişlemez.

Lara Leyla Arel yazılarından devam et

Tüm arşivi aç