Okulların açıldığı sabah İstanbul yalnızca çocukları sınıflara göndermiyor. 17 bin okul servisi trafiğe çıkıyor, velilerin işe yetişme hesabı yeniden kuruluyor, otobüs ve metrolarda birkaç dakikanın değeri değişiyor. AKOM'un okul açılışı için kriz masası kurması bu yüzden bir bürokrasi ayrıntısı değil; şehrin eğitim takvimini bir ulaşım operasyonu olarak gördüğünü gösteriyor.
İlk gün toplu ulaşımın 06.00-16.00 arasında ücretsiz olması ve okul servislerine bazı güzergâhlarda öncelik verilmesi gerekli kararlar. Fakat bu kararların kendisi bize başka bir şeyi de anlatıyor: İstanbul'da okula gitmek, okul binasının kapısından önce başlayan bir kamu hizmeti. Çocuğun zamanında sınıfta olması; evin konumuna, servis hattına, vapurun seferine, metrobüsün doluluğuna ve ebeveynin işten ne kadar izin alabileceğine bağlanıyor.
Kamusal tartışma genellikle ilk günün trafiğini “kaçınılmaz yoğunluk” diye anlatır. Bu ifade rahatlatıcıdır, çünkü yoğunluğu hava durumu gibi kişisiz bir şey yapar. Oysa 17 bin servis, yalnızca araç sayısı değildir. Her biri farklı mahallelerden çocukları toplayan, şoförün ve rehber personelin mesaisini, velinin ödeme gücünü ve okulun giriş saatini aynı çizelgede buluşturan küçük bir sözleşmedir. Çizelge aksadığında bedeli çoğu zaman trafik raporuna değil, geç kalan çocuğa ve işinden erken çıkmak zorunda kalan ebeveyne yazılır.
Ücretsiz ulaşım da bu nedenle yalnızca bir fiyat jesti olarak okunamaz. Ücretin kalkması bazı ailelerin o sabahki hesabını hafifletir; fakat zaman, aktarma ve güvenlik maliyetleri yerinde durur. İstanbulkart'tan ücret düşmemesi, çocuğun iki araç değiştirmesini veya velinin işe gidiş saatini değiştirmesini ortadan kaldırmaz. Bu nedenle ücretsiz günün etkisi, kaç kişinin turnikeden ücret ödemeden geçtiği kadar, kaç kişinin daha az aktarma yaptığı ve işe yetişme riskini ne ölçüde azalttığıyla da izlenmelidir.
AKOM'un anlık trafik takibi ve kaza-arızalara müdahale etmesi, şehrin böyle günlerde canlı bir sistem gibi çalıştığını kabul ediyor. Bu iyi bir başlangıç. Yine de canlı sistem yalnızca sorun çıktığında tepki veren merkezden ibaret kalırsa, ailelerin yükü her dönem yeniden keşfedilir. Servis güzergâhlarının güvenilirliği, okul çevresindeki yaya düzeni, vapur ve raylı sistem bağlantıları, ücret ve izin bilgilerinin velinin anlayacağı arayüzlerde güncel tutulması aynı hazırlığın parçalarıdır.
Burada “her aile kendi planını yapsın” demek kolaydır. Zaten herkes plan yapıyor: biri komşusundan rica ediyor, biri işyerinden izin istiyor, biri iki çocuğun okul saatini aynı servise sığdırmaya çalışıyor. Planlama yükünü tamamen hanelere bırakmak, kentteki ortak düzenin eksikliğini kişisel beceri farkı gibi göstermektir. Zamanı esnek olan aile ile vardiyalı çalışan aile aynı ulaşım aksamasını yaşamaz.
Bu tablo, belediyenin tek başına bütün sonucu garanti edebileceği anlamına da gelmez. Okulların giriş-çıkış saatleri, servis işletmecileri, emniyet, ilçe yönetimleri ve aileler aynı zincirin halkalarıdır. Zincirin bir yerindeki bilgi geciktiğinde diğer halkalar daha pahalı, daha stresli ve daha güvensiz çözümler üretir. Bu yüzden okul açılışı için yayımlanan sayıların yalnızca basın bülteninde kalmaması; hangi güzergâhta neyin işe yaradığının, hangi şikâyetin tekrar ettiğinin ve hangi mahallenin daha çok zaman kaybettiğinin dönem boyunca izlenmesi gerekir.
İstanbul'un okula dönüş başarısı, ilk sabahın fotoğrafında değil, üçüncü haftada ölçülür. Servis saatleri hâlâ tahmin edilebilir mi, çocuk okul çevresinde güvenle yürüyebiliyor mu, veli her gün aynı izin pazarlığını yapmak zorunda mı? Ücretsiz ulaşım ve kriz masası başlangıç araçlarıdır. Dönem boyunca güzergâh verisi, okul çevresi düzenlemeleri ve tekrarlanan veli şikâyetleri birlikte izlenirse, hazırlığın ailelerin sabahını gerçekten değiştirip değiştirmediği anlaşılır.
*Osman S. Börütecene*