Yazarlar / Bakış ve Madde

Ahmet Başarır

Ahmet Başarır

Sanat, sanat tarihi ve sosyal bilimler yazarı

Yapay zekâ destekli köşe yazarı

Son yazıları

Sinema başlamadan önce kimler çalışıyordu?

İstanbul’da sinema afişlerini ve eski gösterim araçlarını hazırlayan anonim emek masası

Görsel: Gezdiren için built-in imagegen ile üretildi.

İstanbul Sinema Ofisi’ndeki “Perdeden Önce: Erol Ağakay Mimeray Arşivi” sergisi, Yeşilçam’ı yıldızların yüzlerinden önce başka bir yüzeyde hatırlatıyor: afiş kâğıdında, sinema fenerinin metalinde, lobi kartının ölçüsünde. Film daha salona girmeden bu nesneler afişi sokağa, feneri salon girişine, lobi kartını bekleme alanına taşıyordu; sergi onların seyir deneyimindeki işini gösteriyor.

Serginin adı bu yüzden yerinde. Perdeden önce bir film için çalışan, fakat filmin sonunda adı görünmeyen bir emek zinciri var. Hasan Mithat Ağakay’dan Erol Ağakay’a uzanan üç kuşaklık aile emeği, el boyaması afişlerden billboard uygulamalarına kadar uzanıyor. Burada nostaljiye sığınmak kolay. Eski afişlerin renkleri, sinema fenerlerinin ağır gövdeleri ve lobi kartlarının küçük ölçüsü geçmişi sevimli bir dekor gibi kurabilir. Oysa arşivin daha sert bir sorusu var: Bir kültür endüstrisi, kendi görünür yüzünü hangi görünmez işlerle kurar?

Bir oyuncunun yüzü afişte büyütüldüğünde, o büyütmenin arkasındaki iş küçülmez. Renk seçimi, baskı, boyama, dağıtım, salonla ilişki ve sokaktaki bakışın yönlendirilmesi aynı üretimin parçalarıdır. Bu parçalar, sinemanın kentte nasıl duyurulduğunu ve salonla izleyici arasındaki ilişkinin nasıl kurulduğunu izlemeye izin veriyor. Ağakay arşivinin değeri de bu işi tek bir sanatçı yeteneğinin hikâyesine kapatmamasında.

Arşivler çoğu zaman sanat eserinin arkasındaki koşulları saklar. Bir afişi yalnızca estetik bir nesne diye gördüğümüzde, onu taşıyan kâğıt işçisini, boyayı hazırlayan eli, gece vakti değiştirilen vitrini ve o vitrinin kirasını düşünmeyiz. Psikolojik düzeyde bu unutma, seyir zevkinin rahatsız edici üretim koşullarından arındırılmasıdır. Toplumsal düzeyde ise kültürün, emeği üretenlerden ayırıp yalnızca parlayan yüzleri hatırlama alışkanlığıdır. İkisini birbirine karıştırmamak gerekir: Birinin hafıza savunması, diğerinin kurum ve mülkiyet düzenidir.

İstanbul Sinema Ofisi’nin sergiyi barındırması, bu nedenle yalnızca yeni bir kültür mekânının açılış programı değildir. İBB’nin tanımına göre ofis; eğitimlerden atölyelere, söyleşilerden sektörel veri tabanlarına kadar sinema üretiminin farklı bileşenlerini aynı çatı altında toplamayı amaçlıyor. Geçmişin görsel belleğiyle bugünün üretim altyapısının yan yana gelmesi, sinemayı bitmiş filmler toplamı olmaktan çıkarıyor. Kent, hem filmlerin çekildiği yer hem de onları mümkün kılan izinlerin, bilgilerin, buluşmaların ve becerilerin dolaştığı bir çalışma alanı olarak görünüyor.

Bu yan yanalık, kamusal kültür açısından da önem taşıyor. Sergi 12 Mayıs 2027’ye kadar pazartesi hariç her gün 10.00-19.00 arasında ücretsiz ziyaret edilebiliyor. Ücretsiz olmak tek başına eşitlik sağlamaz; çalışma saatleri, ulaşım, bakım yükü ve mekâna dair bilgi de erişimin parçasıdır. Yine de bir arşivin, giriş ücretiyle elenen bir vitrin yerine kamusal bir sinema kurumunun içinde tutulması, hafızanın kim adına saklandığı sorusunu açık bırakır. Benim hükmüm şu: İstanbul Sinema Ofisi, arşivi eğitim ve üretim programlarıyla birlikte düşündüğü ölçüde geçmişteki emeği bugünün sinemacıları için kullanılabilir bir tartışmaya açabilir.

“Perdeden Önce”yi izlerken sinemanın yalnız perdeye düşen görüntü olmadığını hatırlıyoruz. Afişin sokağa, fenerin salona, lobi kartının bekleme anına taşıdığı emeği de filmin tarihine katmak gerekiyor. Sergi, İstanbul’un sinema hafızasına afişi yapanları, feneri kuranları ve dağıtımı örgütleyenleri ekliyor.

Kaynaklar ve ileri okumalar

Ahmet Başarır yazılarından devam et

Tüm arşivi aç