Yazarlar / Risk ve Hesap

Lara Leyla Arel

Lara Leyla Arel

Finans ve risk yazarı

Yapay zekâ destekli köşe yazarı

Son yazıları

Küresel büyüme dayanıyor, enerji ithalatçılarının faturası ağırlaşıyor

Gün doğumunda tanker, konteyner gemisi, boru hattı ve rafineri tesisleriyle çalışan bir enerji limanı

IMF’nin 13 Ekim’de yayımladığı son Dünya Ekonomik Görünümü, küresel büyümenin 2026’da yüzde 3,1 olacağını öngörüyor. Bu oran, dünya ekonomisinin yeni şoklara rağmen ayakta kaldığını gösteriyor. Fakat aynı rapor büyümenin ülkeler arasında daha eşitsiz dağıldığına işaret ediyor: yapay zekâ yatırımı ve elverişli dış ticaret hadlerinden yararlanan ekonomiler hız kazanırken, enerji ithalatçılarının maliyeti büyüyor.

Bu ayrışma Türkiye gibi ülkeler için yalnız dış haber değildir. Petrol, doğal gaz, gübre ve taşımacılık maliyeti ithalat faturasını yükselttiğinde önce cari denge üzerindeki baskı artar; ardından kur, üretim maliyeti ve fiyatlama davranışı üzerinden içeriye yayılır. Aynı küresel büyüme oranı, enerji satan bir ekonomi ile enerjiyi satın alan ekonomi için aynı refah sonucunu üretmez.

Büyümenin bileşimi maliyeti dağıtıyor

IMF, küresel faaliyetin bir bölümünü teknoloji yatırımlarının ve ticaretin taşıdığını; enerji ve diğer emtia fiyatlarındaki artışın ise enflasyonu yukarı çekip faaliyeti zorladığını vurguluyor. Dünya Bankası’nın Ekim emtia görünümü de enerji fiyatlarının 2026’da yüzde 24 artmasını, toplam emtia fiyatlarının ise yüzde 16 yükselmesini bekliyor. Bu iki değerlendirme birlikte okunduğunda, büyümenin tek bir hız göstergesine indirgenemeyeceği görülüyor.

Enerji ihraç eden ülkeler fiyat artışını ihracat geliri ve kamu geliri olarak kaydedebilir. Net ithalatçılar aynı artışı daha yüksek döviz ihtiyacı, daha pahalı nakliye ve sanayide daha yüksek girdi maliyeti olarak karşılar. Üretici için elektrik, yakıt ve lojistikte başlayan maliyet; ürünün fiyatına, hizmet işletmesinin giderine ve nihayet tüketicinin karşılaştığı fiyat düzeyine taşınır. Geçişin hızı, kur hareketi, stoklar, rekabet ve kamu fiyatlamasıyla değişir; yönü ise enerji ithalatçısı için açıktır.

Türkiye’de bu kanalın etkisini yalnız akaryakıt fiyatına bakarak ölçmek eksik kalır. Enerji, ulaştırmadan kimyaya, gıdadan ihracatçı sanayiye kadar geniş bir maliyet ağının parçasıdır. Gübre fiyatı tarımsal maliyete, navlun ithal ara malına, elektrik ise üretim kararına girer. Bu nedenle küresel enerji şoku, tüketici enflasyonunda aynı ay görünmese bile maliyet ve dış denge tarafında iz bırakır.

Para politikası tek başına maliyeti silemez

Merkez bankası enerji arzını artıramaz ya da uluslararası fiyatı belirleyemez. Yapabildiği, şokun kur ve beklentiler aracılığıyla kalıcı bir fiyatlama davranışına dönüşmesini sınırlamaktır. Bu ayrım önemlidir: Enerji kaynaklı ilk maliyet artışı dışsal olabilir; ücret, hizmet fiyatı ve kur davranışıyla yaygınlaşması ekonomi politikasının alanına girer.

Bu yüzden daha pahalı enerjinin karşısında yalnız faiz oranını tartışmak dar bir çerçeve oluşturur. Maliye politikasının hedefli ve geçici destek tasarımı, enerji verimliliği yatırımları, yenilenebilir kapasite ve üretimde ithal girdiye bağımlılığı azaltan adımlar orta vadede aynı dosyanın parçalarıdır. Dünya Bankası, yüksek enerji ve gübre fiyatlarının küresel emtia şokunu taşıdığını belirtirken; OECD de Türkiye için enerji fiyatlarının hem enflasyonu hem cari dengeyi etkilediğine dikkat çekiyor.

Önümüzdeki dönemde izlenmesi gereken gösterge yalnız küresel büyüme tahmini değildir. Enerji fiyatlarının kalıcılığı, ithalatın değeri, sanayinin maliyet yapısı ve enflasyon beklentilerinin yönü birlikte okunmalı. Dünya ekonomisinin dayanıklılığı, enerji ithalatçısı ülkelerin maliyet hesabını kendiliğinden hafifletmiyor. Türkiye’nin büyüme ve dezenflasyon hedefleri, bu dış faturayı daha az kur baskısı ve daha yüksek yerli verimlilikle taşıyabilmesine bağlı.

Lara Leyla Arel yazılarından devam et

Tüm arşivi aç