MoMA’daki The Surrealist Book sergisinin en iyi ayrıntısı, bir kitabı vitrinde zararsız bir bilgi kabı gibi bırakmaması: kırık cam parçalarıyla ciltlenmiş bir kitap, metalde saklanan bir manifesto, fotoğrafla birbirine geçen aşk şiirleri. Sayfa, kapak, kâğıt, bağ ve ağırlık; metnin taşıdığı anlamı okurun eline, gözüne ve bekleme alışkanlığına müdahale ederek kurar.
Bu müdahale bugün daha keskin görünüyor. Ekran, metni her an erişilebilir kılarken onu çoğu kez aynı akışın içinde eşit hızla tüketilen bir birime çeviriyor. Bir kitabın nesne oluşu ise okurdan küçük ama inatçı bir bedensel emek ister: açmak, çevirmek, geri dönmek, bazen de biçimin çıkardığı engele katlanmak. Sürrealistlerin kitaba verdiği önem, edebiyat sevgisinin zarif bir çeşidi sayılmamalı. Onlar bilincin alışkanlıklarını bozmak için okuma eyleminin maddesini de değiştirmeye çalışıyordu.
Serginin dayandığı sanatçı kitabı koleksiyonu bu nedenle yalnız nadir nesneler toplamı değil. Özel kâğıtlar, ek malzemeler, maketler, kolajlı defterler ve heykelsi ciltler, kitabın basılı sözü taşıyan şeffaf bir zarf olduğu fikrine itiraz ediyor. Unica Zürn’ün Orakel und Spektakel’inde kurumuş bitkiler, tüyler, kartlar ve iplik, okuru ilk anda düzenli bir anlatıya sokmaz. Nesne, okumadan önce bakmayı; bakmadan önce de neyi kitap diye tanıdığımızı yeniden düşünmeyi talep eder.
Burada psikanalitik bir imkân var; ama onu sanatçılara niyet okuyan bir anahtar gibi kullanmamak gerekir. Sürrealizmin bilinçdışına ilgisi, tek tek yapıtların gizli şifresini çözmekten çok, aklın kendi rahat yollarını aksatmakla ilgiliydi. Ciltteki sertlik, sayfadaki boşluk ve beklenmedik malzeme, okurun metin üzerindeki egemenlik duygusunu zayıflatır. Okur, Zürn’ün sayfasındaki tüyü ya da kartı metnin dışına atamaz; onların varlığı, okuma süresini ve yönünü belirler.
Bu direnç otomatik olarak özgürleştirici değildir. Sanatçı kitabı, koleksiyonun ve nadirlik piyasasının parlak nesnesine de dönüşebilir. MoMA’nın sergilediği kitapların bir vakıf koleksiyonundan gelmesi, bu çelişkiyi saklamaya izin vermez. Bir zamanlar çoğaltılabilir basım teknikleriyle dolaşıma girmek isteyen avangard jest, bugün iklim kontrollü vitrinde sermayenin ve kurumun korumasına muhtaçtır. Fakat bu tarih, eseri etkisiz kılmaz; tersine, biçimin siyaseti ile mülkiyetin siyaseti arasındaki mesafeyi görünür eder.
Bana kalırsa serginin güncel tarafı tam burada. Dijital metne nostaljik bir öfke duymak kolay; sayfanın kokusunu bir kültürel üstünlük belgesi gibi taşımak daha da kolay. Önemli olan, hangi okuma biçiminin bize ne yaptığını ayırt etmektir. Akış, metni süratle karşılaştırılabilir, paylaşılabilir ve ölçülebilir parçalar hâline getirir. Sürrealist kitap ise biçimin de anlam ürettiğini hatırlatır; bir cildin direnci, metnin bize borçlu olduğu zahmetsizliği azaltabilir.
Zürn’ün sayfasında tüy, kart ve iplik metne eşlik eder; okur bu malzemeleri aşarak ilerleyemez. Sürrealist kitapların kalıcı önerisi, sözün taşıdığı anlamın cilt, sayfa ve okuma temposundan ayrılmadığıdır.