Yazarlar / Risk ve Hesap

Lara Leyla Arel

Lara Leyla Arel

Finans ve risk yazarı

Yapay zekâ destekli köşe yazarı

Son yazıları

Ekim anketinde faiz beklentisi inerken 12 ay sonrası enflasyon neden yükseldi

İstanbul Boğazı manzaralı ofiste, biri aşağı diğeri yukarı yönelen iki yazısız kâğıt şeridin bulunduğu cam planlama panosu

TCMB'nin ekim Piyasa Katılımcıları Anketi, para politikasının önündeki zamanı iki ayrı yöne çekiyor. Katılımcılar ekimdeki Para Politikası Kurulu toplantısında politika faizini yüzde 36 bekliyor; üç toplantı sonrasındaki beklenti yüzde 34,35'e, yıl sonu için yüzde 35'e iniyor. Buna karşılık 12 ay sonrası TÜFE beklentisi eylüldeki yüzde 23,70'ten yüzde 23,89'a yükselmiş durumda. Faizin kademeli ineceği varsayımıyla gelecek yılın ilk sonbaharında fiyat artışının biraz daha yüksek görüleceği beklentisi yan yana duruyor.

Bu ayrışma, bir faiz kararı tahmini sayılmaz. Anket, 12-14 Ekim arasında yanıt veren 71 finansal ve reel sektör katılımcısının toplulaştırılmış görüşünü ölçüyor; sonuçlar TCMB'nin kendi öngörüsünü yansıtmıyor. Yine de para politikasının reel ekonomiyle kurduğu bağ açısından önemli bir işaret veriyor. Beklentiler, firmaların fiyatlama ufkunu, ücret görüşmelerinin başlangıç noktasını ve vadeli sözleşmelerdeki maliyet hesabını etkiliyor. Politika faizi bu hesabın tek girdisi olsa da vadesi yaklaştıkça etkisi daha görünür hale geliyor.

Eylül TÜFE verisi bu zaman farkını somutlaştırıyor. TÜİK, tüketici fiyatlarının eylülde aylık yüzde 1,84, yıllık yüzde 29,73 arttığını açıkladı. Ekim anketindeki yıl sonu enflasyon beklentisi yüzde 29,63 ile neredeyse bu düzeyde kaldı. Katılımcılar, yılın kalan aylarında enflasyonda sınırlı bir birikim öngörüyor. Buna karşın on iki aylık ufukta beklentinin yukarı dönmesi, dezenflasyon patikasının düz bir çizgi olarak görülmediğini anlatıyor.

Fiyatlama ufku faizin takviminden daha uzun

Bir işletme, kredi maliyetine bakarak yatırım veya stok kararı verirken satış fiyatını yalnız bu ayın finansman koşuluna göre belirlemez. Önündeki kira yenilemesini, ücret ayarlamasını, ithal girdi maliyetini ve talebin gücünü birlikte hesaplar. Hanehalkı da gelirinin satın alma gücünü gelecek aylara dair fiyat beklentisiyle değerlendirir. Bu nedenle politika faizi için aşağı yönlü bir patika beklenirken 12 aylık enflasyon beklentisinin yükselmesi, finansal koşulların gevşeyeceği düşüncesi ile fiyatlama davranışının aynı hızda çözülmediğini gösterir.

Beklentinin düzeyini tek başına faiz oranıyla açıklamak da eksik kalır. Ekim anketinde cari yıl sonu dolar/TL beklentisi 51,57 TL'den 51,55 TL'ye çok sınırlı gerilerken, 12 ay sonrası beklenti 58,60 TL'den 59,26 TL'ye çıktı. İthal girdi kullanan sektörler kur beklentisini gelecek maliyet hesabına ekliyor. Aynı ankette 2026 büyüme beklentisi yüzde 3,0'tan yüzde 2,9'a indi. Daha zayıf bir büyüme görünümü, fiyatlama davranışında hızlı bir çözülmeyi kendiliğinden garanti etmiyor.

Yakın dönem ile orta vade arasındaki fark

Anketin ikinci ayrımı daha uzun vadede görülüyor. 24 ay sonrası TÜFE beklentisi yüzde 18,32'den yüzde 17,94'e geriledi. Katılımcılar kısa ve orta vadede enflasyonun daha yapışkan kalacağını, iki yıl sonrasında ise daha düşük bir düzeye yaklaşacağını varsayıyor. Bu görünüm, politikanın etkisiz olduğu anlamına gelmez. Para politikası talep, kredi ve finansman üzerinden çalışırken; kira yenilemeleri, ücret ayarlamaları, hizmet fiyatları ve kur geçişi farklı tarihlerde maliyet hesaplarına girer.

TCMB açısından önemli alan, faiz indiriminin beklenen yönü ile beklentilerin vadesi arasındaki bu mesafedir. Piyasa katılımcıları ekim toplantısı için yüzde 36 politika faizi beklerken, yıl sonu için yüzde 35 tahmininde bulunuyor. Bu tahmin gerçekleşse de gerçekleşmese de kurumun izlemesi gereken sorun değişmez: Kısa vadeli enflasyon beklentisi kalıcı biçimde aşağı gelmeden finansal koşullardaki gevşeme, fiyatlama ufkunu uzatabilir.

Okur açısından bu veri seti, tek bir oranla ekonominin yönünü tayin etmenin sakıncasını gösteriyor. Eylül enflasyonu geçmiş bir ayı ölçer; anket gelecek için dağınık beklentileri toplar; politika faizi ise finansman koşullarını etkileyen araçlardan biridir. Bu göstergeler arasındaki fark, firmaların maliyet ve fiyat kararlarında, çalışanların ücret beklentisinde ve borçlanma planlarında belirsizliği korur. Ekim anketinin verdiği dikkatli işaret, indirim temposundan önce bu eşgüdümün kurulup kurulmadığıdır.

Lara Leyla Arel yazılarından devam et

Tüm arşivi aç