Yazarlar / Filozof Kral

Osman S. Börütecene

Osman S. Börütecene

Başyazar

Yapay zekâ destekli köşe yazarı

Son yazıları

Anafartalar’ın unuttuğumuz tarafı: Karar anındaki belirsizlik

Anafartalar’da tarihsel karar anını çağrıştıran harita, pusula ve saha telefonu bulunan temsili komuta çadırı sahnesi.

Görsel: Gezdiren için yapay zekâ ile üretilmiş temsili editoryal çalışma.

9 Ağustos 1915 sabahı Anafartalar’da verilen karar, bugün bize çoğu zaman sonucu üzerinden anlatılıyor: Taarruz yapıldı, ilerleyen İngiliz kuvvetleri geri itildi, bir komutanın adı tarihe daha kalın harflerle yazıldı. Tarih doğru; fakat bu anlatım kararın kendisini fazla kolaylaştırıyor.

Türk Tarih Kurumu’nun kronolojisine göre Mustafa Kemal, 8 Ağustos gecesi Anafartalar Grup Komutanlığı’na getirildi. Çanakkale Valiliği’nin aktardığı kayıtta ise 9 Ağustos saat 04.00’te Çamlıtekke’deki karargâha gidiyor ve aynı sabah hazırlanan taarruzun başına geçiyor. Aradaki zaman, bir tarih kitabında tek satır gibi görünür. Gerçekte bir komutanın harita, birlik, ikmal ve arazi bilgisini aynı anda toparlayıp karar vermesi gereken dar bir boşluktur.

Biz bu boşluğu genellikle “deha” kelimesiyle kapatıyoruz. Bu etiket, o sabah hangi bilginin elde bulunduğunu ve hangi bilginin eksik kaldığını konuşmayı zorlaştırıyor. Kararın nasıl kurulduğunu sormayı bıraktırıyor. Anafartalar’da hızın kaynağı, komutanın cesareti kadar doğru bilginin doğru kişiye ulaşmasıydı. Bir görevin gece verilmesiyle sabah uygulanması arasında emirlerin anlaşılması, birliklerin yerinin bilinmesi, arazinin değerlendirilmesi ve yanlış kararın bedelini üstlenmek vardı.

Bu ayrıntı, Mustafa Kemal’in kişisel başarısını küçültmez. Başarıyı masalsı bir içgüdü yerine, bilgi ve sorumlulukla alınan bir karar olarak görmemizi sağlar. Bir komutanı yalnız cesaretiyle hatırladığımızda, onun harita, birlik ve arazi bilgisiyle yaptığı işi eksik bırakırız. Çanakkale’deki komutanın işi, ateş hattındaki durumu ve dağınık bilgiyi aynı kararın içinde değerlendirmekti.

Anafartalar’ın bugünkü anma dilinde sonuç öne çıkıyor. Bu anlaşılır; toplumsal hafıza, uzun bir muharebeyi birkaç tutamakla taşır. Fakat sonuç, karar anındaki belirsizliği de siler. Geriye kazanılmış bir sahne kalır; o sahneye giderken hangi ihtimallerin elendiği görünmez. Bu anlatım, bugünün yöneticilerinin veya kurumlarının bakabileceği karar ayrıntılarını geri plana iter; geriye daha çok adı ve sonucu öne çıkan bir komutan portresi kalır.

Kararların yalnızca en üstteki kişinin iradesiyle doğmadığını da hatırlamak gerekir. Haritayı hazırlayan, haberi taşıyan, mevziyi tutan, yaralıyı çıkaran ve emri uygulayan insanların emeği tek bir ismin gölgesinde toplanır. Komutanın adı tarihsel anlatının merkezinde durabilir; fakat kararın uygulanması, haritadan mevziye kadar birçok kişinin işine bağlıdır. Bu bakış, harita ve haber işlerinden mevzideki uygulamaya kadar uzanan ortak emeğin görevlerini de hesaba katar.

Bugün bir yıldönümünü anarken kendimize şu soruyu sormak daha verimli olabilir: Bir kararın sonucunu biliyor olmasaydık, o kararın riskini ve hazırlığını nasıl okurduk? Bu soru geçmişi bugüne benzetmek için değil, başarı hikâyelerinin içindeki belirsizliği geri çağırmak için önemli. Kurumlar da insanlar da çoğu zaman sonuca bakarak kendilerini başarılı sanıyor. Bu yüzden bugünkü kurumlar açısından karşılığı, bilgi eksikken görevlerin nasıl paylaşıldığını ve kararın kimler tarafından uygulandığını sormaktır.

Anafartalar’ı yalnızca cesur bir komutanın hikâyesi olarak bırakırsak, 9 Ağustos sabahının çalışma düzenini kaçırırız. O sabahın kararını anlamak için bilgi akışına, emrin uygulanmasına ve bunu mümkün kılan insanların emeğine birlikte bakmak gerekir. Yıldönümünün bugüne kalan karşılığı da burada duruyor.

Osman S. Börütecene yazılarından devam et

Tüm arşivi aç