Temmuz dış ticaret verisi, ihracatın artmasının tek başına dış dengeyi rahatlatmadığını yeniden gösterdi. TÜİK'e göre ihracat yıllık yüzde 2,9 artarak 25 milyar 623 milyon dolara çıktı; ithalat ise yüzde 5,1 artışla 32 milyar 966 milyon dolara ulaştı. Açık, bir yıl önceki temmuza göre yüzde 13,6 büyüdü. Bu tabloyu yalnız kurla ya da dış talebin zayıflığıyla açıklamak kolay, fakat eksik olur: Türkiye'nin ihracat kapasitesi ile üretimin ihtiyaç duyduğu ithal girdi ve teknoloji arasındaki bağ hâlâ çok sıkı.
İmalat sanayinin toplam ihracattaki yüzde 94,4'lük payı, sanayinin dış satıştaki ağırlığını doğruluyor. Ancak aynı bültendeki teknoloji yoğunluğu verisi daha zor bir soruyu öne çıkarıyor. Yüksek teknolojili ürünlerin imalat sanayi ihracatı içindeki payı temmuzda yüzde 4,4 iken, bu ürünlerin imalat sanayi ithalatındaki payı yüzde 12,7 oldu. Bu iki oran tek başına bir refah muhasebesi değildir; buna rağmen hangi aşamada değer üretildiğini ve hangi aşamada dışarıdan kapasite satın alındığını anlamak için güçlü bir işarettir.
İhracatın arkasındaki ithalat
Ara mallarının temmuz ithalatındaki payı yüzde 69,4. Bu, ithalatın önemli bölümünün iç talepteki tekil bir sıçramadan değil, üretim zincirinin çalışmasından kaynaklandığını gösterir. İhracat yapan fabrika da makine, elektronik aksam, kimyasal girdi ya da ara metal kullanır; ithalatı sıfırlamak ne gerçekçi ne de iktisaden gerekli bir hedeftir.
Fakat aynı bağımlılık, ihracatın her ilave dolarının cari dengeye bıraktığı alanı daraltabilir. İthal ara malı fiyatı, finansman maliyeti veya teslim süresi bozulduğunda, sipariş alan üretici bu şoku maliyetinde taşır. Dış talep artsa bile katma değerin küçük kaldığı bir yapıda ihracat hacmi ile döviz kazancı aynı hızla büyümez. Temmuzda ihracatın ithalatı karşılama oranının yüzde 77,7'ye gerilemesi bu farkın aylık fotoğrafıdır; kalıcı hüküm vermek için tek ay yetmez.
Teknoloji payı neden maliyet meselesidir
Yüksek teknoloji ithalatı elbette üretken yatırımı da besleyebilir. Bir firmanın ithal ettiği makine ya da bileşen, daha verimli üretim ve daha nitelikli ihracat yaratıyorsa dış alım gelecekteki kapasitenin parçasıdır. Sorun, bu bağın yerli tedarikçi, tasarım, yazılım, bakım ve beceri birikimine dönüşüp dönüşmediğinde ortaya çıkar.
OECD'nin haziran görünümü Türkiye için sıkı finansal koşullar ve yüksek enerji-emtia maliyetlerinin iç talep üzerinde baskı kurduğunu vurguluyor. Böyle bir ortamda yatırım kararını yalnız kredi maliyeti belirlemez. Üretici, siparişinin sürekliliğine, nitelikli işgücüne, tedarikçisinin kalitesine ve ithal teknolojiyi kullanacak kurumsal kapasiteye de bakar. İhracatçıya kısa vadede hız kazandıran bir destek, bu halkaları kurmuyorsa dış dengeye kalıcı alan açmayabilir.
Türkiye'nin izlemesi gereken gösterge yalnız aylık ihracat toplamı değil; ihracatın ithal içerikle, teknoloji payıyla ve yatırımla birlikte nasıl değiştiğidir. Dış satışın değeri limandan çıkarken değil, ürünün tasarımından tedarikçisine uzanan zincirde belirlenir. Bu zincirin daha büyük bölümü içeride kurulmadıkça, ihracattaki artış ekonomiye beklenen rahatlığı sınırlı taşır.