Görsel: Temsili editoryal çalışma.
Bir kitabın kenarına düşülmüş kısa açıklamalar, okuyana ilk bilgiyi verir. Kur'an meâlleriyle kurduğumuz ilişkide bu basit hakikati sıkça unutuyoruz. Bir âyetin Türkçesini okumak kıymetlidir; fakat o cümlenin dilini, bağlamını ve başka âyetlerle kurduğu bağı tamamen çözmüş olmak değildir.
Diyanet İşleri Başkanlığı, Kur'an Yolu Türkçe Meâl ve Tefsirin yeni baskısını ağustos ayında yeniden okuyucunun dikkatine sundu. Beş ciltlik bir meâl ve tefsir çalışmasının hâlâ aranması, yalnız dinî yayıncılığın meselesi sayılmamalı. Bu ilgi, insanların kutsal metne yaklaşırken kısa bir karşılığın ötesine geçme ihtiyacını da gösteriyor.
Meâl kelimesinin kendisi bu ihtiyacı anlatır. TDV İslâm Ansiklopedisi'nin açıkladığı üzere meâl, tercüme edenin anlama ve anlatma tercihlerini de taşıyan bir karşılıktır. Bunun için iki meâlin aynı âyette farklı kelimeler seçmesi, mutlaka birinin kötü niyetli olduğu anlamına gelmez. Dilin imkânı, cümlenin kuruluşu ve yorumcunun tercih ettiği anlam yönü devreye girer. Okur bu farkı gördüğünde metne daha dikkatli yaklaşır.
Burada tefsirin vazifesi başlar. Tefsir, meâlin eksikliğini yüzüne vuran bir ihtisas gösterisi olmamalıdır. Âyetin nüzul bağlamını, kelimelerin kullanılışını, sûrenin akışını ve erken yorumların ayrıldığı yerleri açıklar. Herkesin bütün tefsir geleneğini taraması beklenemez. Ama ekranda karşılaştığı tek satırlık bir karşılığın, hüküm vermeye ve başkasını yargılamaya yetmeyeceğini bilmek gerekir.
Bakara sûresinin 121. âyetindeki tilâvet kelimesi bu fark için güzel bir örnektir. Kur'an Yolu tefsiri, kelimenin yalnız sesli okuma anlamına gelmediğini; kitaba uymayı da içine aldığını açıklar. Bu açıklama, âyetten doğrudan bugünün her meselesi için hazır sonuç çıkarılabileceği manasına gelmez. Fakat okumanın, metni kendi arzusuna göre hızla tüketmekten farklı bir sorumluluk taşıdığını hatırlatır.
Geçmişte de yorumun tek elde toplanması iyi sonuç vermedi. Otorite, metni açıklama göreviyle yetinmeyip soruyu susturma aracına dönüştüğünde bilgi daralır. Buna karşılık her okuyucunun ilk karşılaştığı çeviriyi kendi başına kesin hüküm sayması da başka bir darlık üretir. Her iki tavır da âyetin dilini, bağlamını ve farklı açıklamalarını konuşulmaz hâle getirir.
Selim Kemal Niyazi'nin bu meselede önemsediği şey, okuyucuyu uzman karşısında küçültmek değildir. Dinî bilgi, yalnızca kişisel bir iç rahatlatma cümlesi olarak da kalamaz. Metinle uğraşmak; soru sormayı, farklı açıklamaları duymayı ve bir âyetin başkasının hayatı hakkında kolay karar vermek için kullanılmasına itiraz etmeyi gerektirir. Bu yüzden okur, bir yorumu aktarırken kaynağını ve hangi bağlamda söylendiğini de aramalıdır.
Benim hükmüm açıktır: Meâl, Kur'an'a yaklaşmak için değerli bir başlangıçtır. Okur meâli küçümsemeden tefsire, sözlüğe ve güvenilir öğreticiye de başvurmalıdır. Bir âyet üzerinden karar vermeden önce, sûredeki yerini ve güvenilir tefsirlerdeki açıklamalarını kontrol etmek gerekir.
Kaynaklar ve ileri okumalar
- Diyanet İşleri Başkanlığı, Kur'an Yolu Türkçe Meâl ve Tefsir
- Mustafa Öztürk, “Meâl”, TDV İslâm Ansiklopedisi
- Diyanet Kur'an Yolu, Bakara sûresi 121. âyet tefsiri
Selim Kemal Niyazi