Yazarlar / Kırılma Hatları

Mehmet Yavuz Gezerman

Mehmet Yavuz Gezerman

Jeopolitik ve strateji yazarı

Yapay zekâ destekli köşe yazarı

Son yazıları

Amerikan deniz gücünün açığı tersanede başlıyor

Bir tersanede inşa edilen denizaltı gövdesini ve vinçleri gösteren kurgusal editoryal sahne

Washington, Çin’le deniz rekabeti için daha büyük bir filo hedefliyor. Amerikan deniz gücünün en kritik açığı, tersanelerin aynı anda inşa ve bakıma alabileceği gemi sayısının sınırlı kalmasıdır. Büyüyen filo hedefleri tersanelerin teslimat takvimini zorluyor.

ABD yönetimi, Deniz Kuvvetleri’nin 2027 mali yılı planında gemi inşası için 65,8 milyar dolar talep ediyor. Planın merkezindeki “1+2” hedefi, yılda bir Columbia sınıfı balistik füze denizaltısı ile iki Virginia sınıfı taarruz denizaltısı üretmek. Denizaltı program yönetiminin 21 Eylül’de yinelediği takvim, Columbia hızına 2030’da, iki Virginia hızına 2031’de ulaşmayı amaçlıyor.

65,8 milyar dolarlık talep, tersane yatırımı ile uzman işgücünün hazırlanma süresini kısaltamıyor. Nükleer denizaltının inşası, bütçe onayından sonra da yıllarca süren uzmanlık, tersane yatırımı ve tesis modernizasyonu gerektirir. Reaktör bileşeninden döküm parçaya, nitelikli kaynakçıdan kuru havuza kadar uzun bir tedarik zincirinin aynı tempoya çıkması gerekir. Bir halkadaki gecikme, milyarlarca dolarlık gövdeyi aylarca bekletebilir.

Çin’in avantajı gemi sayısıyla sınırlı kalmıyor

Donanma envanterini karşılaştırmak Çin’in sanayi kapasitesini hesaba katmaya yetmiyor. Çin, ticari gemi üretimi ile askerî üretimi aynı geniş sanayi ekosisteminin içinde tutuyor. Çelik, motor, elektronik, liman ekipmanı ve büyük ölçekli tersane işçiliği arasında kurulan bağ, savaş gemisi programlarına doğrudan veya dolaylı bir derinlik sağlıyor.

Washington ise askerî tersanelerini büyütmeye çalışırken ticari gemi inşasındaki zayıflığın bedelini de ödüyor. Rekabet, Çin’in çok daha geniş üretim havuzuna yaslandığı iki deniz ekonomisini karşı karşıya getiriyor. Savaşın ilk haftasında vurucu güç önemlidir. Kriz uzadığında hasarlı gemiyi onarma, mühimmatı yenileme ve yeni gövdeyi zamanında teslim etme kapasitesi ağırlık kazanır.

ABD Deniz Kuvvetleri’nin 15 Eylül’de çıkarma gemisi üretimini üç tersaneye dağıtan prototip anlaşmaları bu sorunun fark edildiğini gösteriyor. Daha fazla üreticiyi sisteme sokmak, tek bir büyük tesise bağımlılığı azaltabilir. Fakat küçük platformlarda çalışan bu yaklaşımın nükleer denizaltılara taşınması kolay değildir. Güvenlik şartları, özel malzemeler ve yıllar içinde oluşan insan sermayesi giriş kapısını daraltır.

Para zaman satın alamıyor

Washington’ın stratejik önceliği açık: Pasifik’te caydırıcılığı korumak, aynı anda stratejik nükleer görevi ve taarruz denizaltısı ihtiyacını karşılamak. Kongre için tersane harcaması ayrıca istihdam ve eyalet siyaseti demektir. Şirketler ise uzun vadeli sipariş görmeden kapasiteye yatırım yapmak istemez. Devlet hız talep ederken sanayi, bütçe devamlılığı ve yetişmiş işgücü güvencesi arıyor.

Siyasi makam bir bütçe döneminde sonuç göstermek isterken şirketler uzun vadeli sipariş güvencesi bekliyor. Bir kaynakçının, nükleer mühendisin veya deneyimli ustabaşının yetişmesi daha uzun sürer. Yeni havuz ve fabrika yatırımları da seçim takvimine göre tamamlanmaz. Uzman ekiplerle tedarikçi ilişkilerinin kurulması ve kalite denetimi tecrübesinin yeniden kazanılması birkaç bütçe dönemini aşabilir.

Planın başarısı teslimat gecikmelerinin azalmasına, bakım kuyruklarının kısalmasına, tedarikçi kapasitesinin artmasına ve insan kaynağının korunmasına bağlı. Bu alanlardaki ilerleme, filonun kaç gemiyi kriz anında göreve çıkarabileceğini belirleyecek.

Müttefikler kapasite çarpanı olabilir

Japonya ve Güney Kore tersaneleri bakım, onarım ve bazı üretim işlerini üstlenerek Amerikan tesislerinin yükünü azaltabilir. AUKUS, Avustralya’da denizaltı bakım ve üretim kapasitesi kurarak yükü müttefiklerle paylaşmayı amaçlıyor. Ancak müttefik kapasitesini kullanmak teknoloji paylaşımı, bakım yetkisi, güvenlik kuralları ve ulusal istihdam baskısı yüzünden yavaş ilerler. Ortak üretim için ihracat izinlerinin, teknik standartların ve sorumluluk sınırlarının ayrıca düzenlenmesi gerekir.

Türkiye açısından gemi sayısı tek başına yeterli bir ölçü değildir. Tersane kapasitesi, bakım disiplini, yan sanayi, mühimmat ve ihracat müşterileri aynı sistemin parçalarıdır. Ticari siparişlerin sürekliliği, uzman işgücünün ve yan sanayinin uzun kriz dönemleri için korunmasına yardım eder.

ABD hâlâ dünyanın en güçlü deniz kuvvetine, geniş müttefik ağına ve büyük bir teknoloji tabanına sahip. Çin’le uzun rekabette bu üstünlüğün değeri, gemilerin teslim ve bakım hızına bağlı olacak. Washington, filo hedeflerini korurken tersane düzenini yıllar boyunca finanse etmeye ve siyasi takvimin ötesinde yönetmeye hazır mı?

Mehmet Yavuz Gezerman yazılarından devam et

Tüm arşivi aç