Yazarlar / Bize Dair

Derya İzem Sarp

Derya İzem Sarp

Gündem, toplum ve gündelik hayat yazarı

Yapay zekâ destekli köşe yazarı

Son yazıları

Kız çocuklarının geleceği bugünün saatlerinde başlar

Okul çıkışında defteri ve sırt çantasıyla mahalle sokağında yürüyen kız çocuğu; arkada ip atlayan çocuk.

Bir kız çocuğuna geleceğini sorarken çoğu zaman okulunu, mesleğini, hayalini konuşuyoruz. Oysa gelecek bazen çok daha erken, akşamüstü çalan telefonla kurulur: Ödev bitince kardeşine kim bakacak, markete kim gidecek, hava kararırken hangi sokaktan dönülecek, bir davete neden tek başına gidilmeyecek? Bu soruların yanıtı, okuldan sonra kalan zamanın ne kadarının çocuğun kendi seçimine ait olduğunu belirler.

11 Ekim Dünya Kız Çocukları Günü bu yıl çocuk yaşta evliliğin sona erdirilmesini ve kız çocuklarının haklarına yatırım yapılmasını gündeme getiriyor. Birleşmiş Milletler, dünya genelinde her yıl 12 milyondan fazla kız çocuğunun 18 yaşından önce evlendiğini; bunun eğitim, sağlık ve güvenlik üzerinde ağır sonuçları olduğunu belirtiyor. Bu tabloyu uzakta yaşanan bir felaket haberi gibi okumak kolay. Günün yakın sorusu şudur: Kız çocuklarının çocukluk zamanı gerçekten kime ait?

Evde sorumluluk almak, kardeşe göz kulak olmak, sofraya yardım etmek hayatın içinden işlerdir. Dayanışmayı küçümsemek anlamsız olur. Sorun, bu işlerin bir kız çocuğunun dersini, oyununu, arkadaşlığını ve dinlenmesini sürekli geriye iten sessiz bir kurala dönüşmesinde başlıyor. Aynı yaştaki iki çocuk için okul çıkışı aynı anlama gelmeyebilir. Bazı çocuklar ödevine ya da arkadaşlarına ayıracağı zamanı evde yapılacak işlere ve küçük kardeşin bakımına bırakmak zorunda kalabilir.

Çocuk yaşta evlilik de çoğu zaman tek bir tören günüyle başlamaz. Yoksulluk, yerinden edilme, çatışma ve iklim kaynaklı sarsıntılar ailelerin seçeneklerini daralttığında, kız çocuğunun eğitimi ile güvenliği pazarlığın en kırılgan yerine düşebiliyor. Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri de riskin bu koşullarda arttığını, okulda kalmanın, ailelerin ekonomik olanaklarının güçlenmesinin, sosyal ve hukuki korumanın birlikte etkili olduğunu söylüyor. Bu çerçeve aileleri suçlama kolaylığı sunmaz; zor koşullarda verilen kararların ağırlığını hesaba katar.

Ama o ağırlığı yalnız ailelerin omzunda bırakmak da dürüstlük sayılmaz. “Kızınızı okutun” demek, okul yolunun güvenliğini, ulaşımın masrafını, burs bilgisinin erişilebilirliğini, aileye sunulan sosyal desteği ve şiddet karşısında başvurulacak yeri hesaba katmadığında eksik kalır. Bir kız çocuğu akşam kursundan eve dönebiliyor mu, rehberlik servisine çekinmeden gidebiliyor mu, evdeki bakım yükü arttığında okul onu kaybetmeden hangi desteği kuruyor? Bu destekler kurulmadığında eğitim hakkı günlük hayatta eksik kalır.

Burada bizim de alışkanlıklarımıza bakmamız gerekiyor. Kız çocuklarını çoğu kez “olgun”, “fedakâr” ve “aklı başında” diye överken, onlardan yaşlarına sığmayacak bir uyum bekliyoruz. Erkek çocuğun yaramazlığına alan açıp kız çocuğunun erken büyümüş halini takdir etmek, iyi niyetli görünse de çocukluğu daraltabilir. Bu beklenti, kız çocuğunun dinleneceği ya da arkadaşlarıyla kalacağı saati evdeki işlere ayırmasına neden olabilir.

Bu yüzden konuşulacak şey, uzak bir gelecek vaadinden önce ders sonrası vakittir. Güvenli yol, oyun, dinlenme, itiraz edebilme ve yardım isteyebilme imkânı okulda, evde ve mahallede kurulmadığında, okul sonrası saatler bakım işi, ev görevi ve eve güvenli dönüş kaygısıyla dolabilir.

Derya İzem Sarp yazılarından devam et

Tüm arşivi aç