Görsel: Gezdiren için özgün editoryal illüstrasyon
Josh On’un They Rule adlı çalışmasında ekrana yayılan ince çizgiler, büyük Amerikan şirketlerinin yönetim kurullarındaki ortak üyelikleri birbirine bağlıyor. İlk bakışta kurumsal bir soy ağacını andıran bu görüntü, birkaç düğümü seçince sertleşiyor: Finans, medya, imalat ve teknoloji şirketleri, aynı kişilerin görev aldığı yönetim kurulları üzerinden birbirine değiyor. MoMA’nın 27 Eylül’de açtığı Full Disclosure: The Edge of Information Design sergisi, bu 2004 tarihli interaktif işi yeniden gösteriyor.
Gündelik haber akışında şirket iktidarı çoğu kez soyut bir hacim olarak belirir: piyasa, sermaye, holdingler, büyük oyuncular. Bu kelimeler bir büyüklük duygusu verir; kimin kiminle hangi kurumda buluştuğunu saklar. They Ruleün kuvveti, bu saklı ilişkiyi çizgiye çevirmesinde. Yönetim kurulu üyeliği tek başına yasa dışı bir işbirliğine kanıt sayılmaz. Yine de aynı insanların birden çok kurumda taşıdığı yetki, şirketlerin birbirinden bütünüyle yalıtılmış adalar olduğu fikrini zayıflatır.
Burada tasarımın yaptığı iş, veriyi süslemekten daha ağırdır. Diyagram, bakışın hangi bağlarda duracağını seçer; kurumları, kişileri ve aralarındaki geçişleri aynı yüzeye yerleştirir. Bir ağ görüntüsü, karmaşıklığı tek hamlede çözmez. Hangi yılların verisinin kullanıldığı, üyeliğin ne kadar sürdüğü, hangi kararların gerçekten ortaklaştığı gibi sorular açıkta kalır. Bu açıklık önemlidir; çizgi, kararın nedenini tek başına anlatamaz.
Fakat iktidarın bütün etkileri de tek bir gizli merkezden çıkmaz. Şirketler arasında dolaşan yöneticiler, benzer mesleki diller, yatırımlar ve risk hesapları kurar; bu ortak dünya, kararların hangi ihtimalleri makul saydığını etkiler. Psikanalitik bir kelimeyi dikkatle kullanmak gerekirse, burada arzu kişisel hırs kavramıyla tükenmez. Prestij, ait olma ve yetki sahibi çevreye kabul edilme isteği, kurumsal biçimlerin içinde öğrenilir. Diyagram bu duyguların ölçüsünü vermez; onları taşıyan ilişkileri göz önünde tutar.
MoMA’nın sergide bilgi tasarımını bir sanat ve tasarım tarihi içinde ele alması, bu nedenle yerinde. Küratöryel metin, ham verinin kendiliğinden bilgiye dönüşmediğini; tasarım aracılığıyla okunur biçim kazandığını söylüyor. Bu dönüşümün siyasal sonucu vardır. Tasarımcı veriyi hangi dönemden alacağına, düğümleri nasıl adlandıracağına ve hangi bağlantıyı çizeceğine karar verir. İzleyici de kurumlar arasındaki ilişkiyi bu çerçevenin içinden okur.
Sanat kurumları da bu tartışmanın dışında kalmaz. Müze, ağ diyagramını beyaz duvara asınca ona estetik bir mesafe kazandırır; aynı iş, ekranda şirket gücüne bakmanın gündelik aracıdır. Bu iki durum arasında bir gerilim var. Müze, nesnenin tarihsel değerini korur; sergi dili aynı anda çalışmanın hâlâ sorduğu kamusal soruyu yumuşatabilir. Benim için önemli olan, bu gerilimi sanatın siyasete dokunduğunun rahatlatıcı işareti saymamak. Diyagramın gözümüzün önüne getirdiği şey, gücün biriktirdiği ilişkilerin izidir; o izi izlemek, kurumların hesap vermesinin yerini tutmaz.
They Ruleün bugün hâlâ okunabilir kalmasının nedeni de burada. Kırık çizgiler, kapalı kapılar ardındaki her kararı açıklamaz. Ama iktidarın çoğu zaman yüzü olmayan bir kuvvet gibi anlatılmasına itiraz eder. Ekrandaki düğümler, şirket adlarının arkasında duran ilişkiler için somut bir izleme yolu kurar. Böylece izleyici, diyagramdaki iki şirketi bağlayan çizginin hangi yönetim kurulu üyeliğine dayandığını tek tek arayabilir.