Görsel: Gezdiren için özgün editoryal görsel.
The Met’in Amerikan Kanadı’ndaki yuvarlak salonda John Vanderlyn’in 1818-19 tarihli Versailles Sarayı ve Bahçelerinin Panoramik Görünümü uzanıyor. Resim, seyirciyi bir manzaranın karşısına koymaktan çok, manzaranın içine alıyor: bahçelerin çizgileri, sarayın ufka açılan düzeni ve merkezde toplanan perspektif, bakışa rahat bir yer hazırlıyor. David Hartt’ın 25 Eylül’de açılan Peripheries yerleştirmesi bu rahatlığı bozuyor. Şeffaf LED ekranlar, Paris’in Versailles’dan Boulevard Périphérique’e uzanan görüntülerini ve Jeff Parker’ın müziğini salona taşıyarak resmin çevresinde dolaşan bedeni başka açılara itiyor.
Vanderlyn’in panoraması kendi çağında büyük boyutlu resmin ötesine geçen bir görsel teknoloji olarak çalışıyordu. Özel rotundalarda izleyiciyi 360 derecelik bir görüntüyle kuşatıyor, uzak bir yere gitmeden oradaymış duygusu veriyor ve seçilmiş görüş noktasını doğal gösteriyordu. Versailles söz konusu olduğunda bu seçimin politik yükü vardır. Saray ve bahçe, mutlak monarşinin ikametgâhı olmanın yanında düzeni, hiyerarşiyi ve merkezî denetimi mekânda kuran bir gösteriydi.
Hartt’ın müdahalesi panoramayı suç delili diye sabitlemiyor; daha verimli olanı yapıyor ve onun verdiği rahatlığı kesintiye uğratıyor. Ekranlar resme yeni bilgi notları eklemiyor. İzleyicinin yönünü, görüş çizgisini ve salondaki yerini değiştiriyor. Ziyaretçi, aynı salonda bir an bahçelerin çizgilerine, sonraki an ekranların ardındaki Paris yoluna bakmak zorunda kalıyor.
Burada çağdaş sanatın tarihî esere ilişme biçimi üzerine bir ayrım gerekli. Eski eserin yanına güncel bir iş koymak, kendiliğinden eleştirel bir ilişki kurmaz. Müze, geçmişi bugünün dekoruna çevirmekte de ustadır. Hartt’ın işi ise resmin sunduğu konforu doğrudan hedeflediği ölçüde daha güçlü görünüyor. Versailles ile Paris çevre yolunu aynı görsel akışa almak, merkezin dışındaki hayatları romantik bir “kenar” imgesine çevirmek için yeterli sayılmaz. Salonda bahçenin simetrisi ile çevre yolundaki trafik aynı görüş alanına düşüyor.
Bana kalırsa işin en önemli tarafı, bakışı ahlâk dersiyle terbiye etmeye kalkmaması. İzleyiciye doğru yerde durduğunu söylemiyor; onu alıştığı yerden oynatıyor. Psikanalitik bir dille söylersek, panoramanın bütünlük vaadi küçük bir yarık alıyor. Bu yarık, ekranın önünden geçerken resmin sunduğu tek ve geniş manzarayı kesiyor.
Müzeler her eseri güncel bir açıklamaya bağlamak zorunda değildir. Yine de bazı eserler, saklandıkları düzen yüzünden yeni sorular ister. Hartt’ın Peripheries’i Vanderlyn’in panoramasını tamamlamıyor. Ziyaretçi, panorama duvarıyla ekranlar arasında yürürken o manzaraya eskisi kadar tek bir yerden bakamıyor.