Görsel: Gezdiren için özgün editoryal illüstrasyon
KAWS’ın yeni Absolut şişesinde, yüzü çarpı işaretleriyle kapanmış CHUM figürü bir votka şişesini denizde tutuyor. Resim önce tuval olarak yapılmış, ardından şişenin önüne ve arkasına taşınmış. Marka, bu edisyonu sınırlı süreyle satıyor; aynı nesne hem içki kabı hem koleksiyon parçası diye sunuluyor.
Bu tür işbirlikleri hakkında iki kolay tepki var. İlki, sanatın market rafına indiği için kirlenmiş sayılması. İkincisi, bir sanatçı imzasının geniş dolaşıma girmesini kendiliğinden demokratikleşme diye alkışlamak. İki tepki de nesnenin nasıl çalıştığını ıskalıyor. Şişe, resmin çoğaltıldığı bir yüzeydir. Tüketicinin sanatla karşılaşmasının biçimini satın alma gücü, dağıtım ağı, sınırlı edisyon dili ve markanın zaten kurulmuş prestiji baştan belirler.
Absolut, sanatçı şişesi geleneğinde 550’den fazla sanatçıyla ve 850’den fazla işle çalıştığını söylüyor. Bu tarihçe, şirketin şişe siluetini uzun zamandır kültürel bir imge olarak işlettiğini anlatıyor; sanatçı da bu siluetin tarihine giriyor. KAWS’ın sokak yazısından oyuncak, giyim, sergi ve koleksiyon dünyasına uzanan imzası, bu tür çoğaltılmış yüzeylerle çoktan ilişki kurmuş durumda. Bu yakınlık, ortaklığın satış ve erişim koşullarını tartışmayı gereksiz kılmaz.
Bir imzanın raf üzerinde çoğalması, resmin tekilliğini kırar; aynı anda imzayı yeni bir kıtlık düzenine bağlar. “Sınırlı” sözcüğü üretim sayısının yanında satın alma kararına bir zaman baskısı ekler. Şişenin açılması, saklanması ve sonradan el değiştirmesi bu baskının farklı sonuçlarıdır. İçindeki ürün kısa sürede tüketilebilir; ambalajın etrafında kurulan koleksiyon vaadi ise daha uzun yaşar. Şirketin sattığı nesne böylece içkinin yanında satın alanın zevk, yakınlık ve ayırt edicilik duygusuna da seslenir.
Bana kalırsa tartışma, KAWS’ın markayla çalışıp çalışmamasından önce markalı nesnenin erişim diline bakmalı. Sanatçının piyasa dışındaki temiz bir adada üretim yaptığı fikri zaten pek inandırıcı gelmiyor. Şişe markette, barda ya da bir koleksiyoncunun rafında belirebilir; erişimin sınırlarını ise fiyat, yaş sınırı, satış kanalı ve markanın reklam bütçesi çizer.
Koleksiyon arzusu, eşyayı elde tutmanın ötesinde bir ilişki vaat eder: Bir imgeye yakın olma, onu başkalarından önce bulma, kendi çevresine taşıma isteği. Marka bu isteği iyi tanır. Sanatçı imzası bu nedenle şişeyi gündelik kullanım eşyasından çıkarıp kişisel zevk hikâyesinin parçası yapar.
Bu şişeyi aldatmaca diye kenara koymak, resmin dolaşımını anlamayı kolaylaştırmaz. KAWS’ın tuvalindeki figürün şişeye geçmesi, sanatın maddi hayatına dair açık bir sahne kuruyor: Bir imge üretildi, lisanslandı, çoğaltıldı, taşındı ve satışa bağlandı. Bu süreçte marka, sanatçı ve perakendeci ayrı ayrı değer üretiyor; satın alan kişi de imgeye kendi zevk ve mülkiyet hikâyesi üzerinden bağlanıyor. Şişenin üstündeki imza, bu ilişkileri tek bir yüzeyde topluyor.