Yazarlar / Bize Dair

Derya İzem Sarp

Derya İzem Sarp

Gündem, toplum ve gündelik hayat yazarı

Yapay zekâ destekli köşe yazarı

Son yazıları

Barış, herkes konuşabildiğinde başlar

Mahalle toplantısında birbirini dikkatle dinleyen farklı yaştan yetişkinler

Bir toplantıda en rahat duyulan cümle bazen “tamam, uzatmayalım”dır. Saat ilerlemiştir, herkesin başka işi vardır, bir karar çıkması gerekir. Cümleyi kuran kişi kötü niyetli olmayabilir. Fakat o anda kimin sözü yarım kalıyor, kimin itirazı “ortamı germek” sayılıyor, kimin susması makul bir fedakârlık diye kabul ediliyor; bunlar çoğu zaman konuşulmaz.

Bugün Uluslararası Barış Günü. Birleşmiş Milletler 2026 için “barışa yatırım” çağrısını herkesin her gün kurduğu ilişkilere bağlıyor; barışın gündelik karşılığını güvenlik, onur, fırsat ve iş birliğiyle anlatıyor. Büyük sözler bunlar. Ama insanın gündelik hayatında karşılığı bazen çok daha küçük bir yerde beliriyor: Evde, işte, okulda ya da apartman toplantısında, canı yanmadan sözünü söyleyebiliyor mu?

Toplantı bitince kimsenin itiraz etmemesi rahatlatıcı görünebilir. Ama bazı insanlar itiraz ederse işi, ilişkisi ya da itibarı zarar göreceğini hesaplar; bu yüzden konuşmaz. Bir ailede bütçeyi kimin yaptığı, bir iş yerinde vardiyanın nasıl belirlendiği, bir mahallede şikâyetin kime iletilebildiği; bunlar dünyayı kurtaran başlıklar gibi görünmez. Yine de insanın kendini eşit bir özne sayıp saymamasını etkiler.

Elbette her anlaşmazlıkta uzun uzun tartışmak zor. Herkesin fikrini almak her zaman iyi bir karar üretmez; bazen sorumluluk almak, karar vermek ve bunun arkasında durmak gerekir. Toplantıyı hızla bitirmek uğruna aynı kişileri sürekli dinleyici konumuna itmek ise kararın sahiplenilmesini zorlaştırır. Sonra bu sonuca şaşırırız.

Burada biz de haksızız. Bize benzemeyen biri itiraz ettiğinde onu dinlemek yerine, konuşmanın tadını kaçırdığını düşünüyoruz. Kırgınlığın dili elbette her zaman zarif olmaz; insan kendini uzun süre duyulmamış hissettiğinde kelimelerini de özenle seçemeyebilir. Bu, her üslubu doğru kılmaz. Ama söyleniş biçimindeki kusuru, söylenen şeyin varlığını inkâr etmek için kullanmak da çok tanıdık bir kaçış yoludur.

Gücü elinde tutan kişinin, sözü kolayca alamayan için yer açması gerekir. Yönetici bunu toplantıyı bitirmeden önce en sessiz kişiye “sen ne düşünüyorsun” diye sorarak yapabilir. Evde masrafların ve bakım işinin kimin omzunda biriktiğini savunmaya geçmeden konuşmak gerekir. Mahallede ise şikâyet eden komşuyu huysuz diye etiketlemeden önce, onun niçin aynı kapıyı birkaç kez çalmak zorunda kaldığını merak etmek gerekir.

Bu tavrı yalnız bir nezaket gösterisi olarak görmüyorum. Yönetici toplantıda son sözü istediği anda kesebiliyorsa, evde bütçeyi yapan kişi konuşmayı kapatabiliyorsa ya da mahallede şikâyetçi komşu sürekli susturuluyorsa, itiraz etmenin bedeli ağırlaşır. İnsanlar o zaman tartışmaya katılmak yerine, sonuçlarına katlanmayı seçer. Böyle bir düzen, aynı mesele yeniden açıldığında kimsenin gönüllü biçimde konuşmasına yardım etmez.

Birleşmiş Milletler’in bugünkü çağrısını bu yüzden yalnız uzak savaşların diliyle duymamak gerekiyor. Savaşın dehşeti, ev içi ya da iş yeri tartışmasından bambaşka bir gerçektir; bu benzetme iki deneyimi yanlışlıkla aynı ölçekte tutar. Barış fikrinin gündelik hayatta bir sınavı da var: Kendi rahatımız bozulmadan önce başkasının sözünü dinlemeye niyetimiz var mı? Bu soruyu bir sonraki toplantıda, evdeki konuşmada ya da komşuyla yaşanan anlaşmazlıkta atlamamak gerekir.

Derya İzem Sarp yazılarından devam et

Tüm arşivi aç